19 06 2011

Gel,Ey Efendim!

"Gel ey, konuşurken dudaklarına tebessümler karışan... Gel ey, yüzüne üzgünlerin üzüntüsünü dağıtmak yaraşan!.. Gel ey, âteş-i aşkına yanmak için âşıkları birbiriyle yarışan!.. Gel ey, konuşurken dudaklarına tebessümler karışan... Gel ey, yüzüne üzgünlerin üzüntüsünü dağıtmak yaraşan!.. Gel ey, âteş-i aşkına yanmak için âşıkları birbiriyle yarışan!.. Gel ey, konuşurken dudaklarına tebessümler karışan... Gel ey, yüzüne üzgünlerin üzüntüsünü dağıtmak yaraşan!.. Gel ey, âteş-i aşkına yanmak için âşıkları birbiriyle yarışan!.. Gel ey!.. Önce kendine çektin, sonra mugaylan dolu beyabanlarda dermansız koyup bizi bir başımıza gittin dönmemek üzere. Ve dudağının dokunduğu çeşmeler de gitti. Gittin ve vecd ile kendinden geçen zamanlar, Sensizlik bunalımlarının gelgitleriyle kör kuyulara gömüldü. Gittin ve tenha elvedalarda düğümlendi sevinçlerimiz; Durmuş çarklara sıkışıp kaldı çığlıklarımız. Sen gidince yanlış hesaplarında önce pazarlar kurduk köhne dünyanın, Sonra köhne hesaplarıyla mezada çıkarıp aşklarımızı dünyalıklara sattık. Gittin de savrulan umutlarımızı ektik yollarına; Sabrımızın gözlerine çekilen milleri çelik masıyetlerle mıhladık. Gerilmiş yaylarımız kepade düştü hoyrat ellerde, Uykulu oyunlarda şahlarımız mat oldu; ve bileyli kılıçlarımız pas tuttu karanlık kınlarında. Ak kor olduk... Nemrudî alevlere soktular başlarımızı, hakikat, ak kor olduk... Vurdular durmadan dinlenmeden... Örslere konuldu başlarımız, hakikat vurdular dinlenmeden durmadan. Ağlattılar ağladıkça biz... Çeliğe su verelim diye ağladık&cce... Devamı

19 06 2011

Peygamber Efendimizden Nasihatler

Ashâb-ı Kirâm’dan Ebû Zerr hazretleri bir gün Peygamber Efendimize: “Bana tavsiyede bulun yâ Rasûlallah” diye ricâda bulununca Peygamber Efendimiz Hz. Ebû Zerr’e şu nasîhatlerde bulundu:   - Sana Allah’tan korkmanı tavsiye ederim. Çünkü Allah korkusu her işin başıdır. - Kur’ân’ı oku, Allah’ın zikrine sarıl. Çünkü zikrullah senin için yeryüzünde ışık, gökte de saklanan bir azıktır. - Sakın çok gülme. Zîrâ çok gülmek kalbi öldürür, yüzünün nûrunu söndürür. - Çok konuşmamaya çalış çünkü bu, şeytanın senden uzaklaşması için bir vesîle, dînini koruman hususunda bir yardımcıdır. - Fakirleri sev, onlarla hemdem ol. - Senden aşağıdakilere bak, senden üstünlerine bakma. Bu, Allah’ın sana verdiği nimetleri küçümsememen için en uygun yoldur. - Acı da olsa hakkı söyle. - Bildiğin kusurların seni, halkın eksikliklerini araştırmaktan alıkoysun. Yaptığın bir işi, başkaları yaptığında kızma. Kendi noksanlarını görmeyip, insanların ayıplarıyla meşgul olman, irtikâb etmekte olduğun bir fiili insanlar yaptığında kendilerine kızman ayıp olarak sana yeter, dedi ve eliyle göğsüne vurarak: - Ey Ebû Zerr! Tedbir gibi akıl, günahlardan sakınmak gibi verâ, güzel ahlak gibi servet yoktur, buyurdu. [Hayatü’s-Sahâbe 4-206/207]  ... Devamı

19 06 2011

Sevmeyi Bilmeyene Bilmeyi Sevmek Ne ki...

Kul, sabırdan daha geniş bir rızık ile rızıklandırılmamıştır.                                                                (Müsned, III, 47; Müstedrek II, 414)   Nur-ı aynım, iki gözüm, Bildin mi neydi sabır? Ya neydi kirpiğinin kıvrımına tutulup kalan burukluk? Hani neydi nesre çevrilemeyen söz? Neydi bilgiye adanmış ayazların derununu dolduran acı?  Sabır bir aydınlık, sabır bir teselli... Büyük Sahra’ya yağmur, istiridyeye inci... Sabır göz pınarlarını kurutan ferahlık; sabır hüzünler kulübesinin ışığı... Eyyub ile Yakup, derviş ile sultan...   Nur-ı aynım, iki gözüm, Bildin mi neydi sabır? Haşre dek yokluğa hüküm giymiş bir güzelin kadehindeki iksir miydi; son gezginin gözyaşlarıyla suladığı bir çiçek mi, ıssız harabelerin eşiğinde ıstırabı emerek büyümüş nazenin bir kelebek mi?   Karlı caddelerin kıyısında açmış ayın ondördü zambaklar bilir sabrı, nur-ı aynım, altın şehirlere uçan ebabiller bilir. Sadık rüyalarda bir gemi Ağrı Dağı’na çıkar sabırla ve yaralı süvariler geçer kehkeşanlardan daruşşifalara doğru. Serazad türküsüyle hercaî bir bülbül konar Kitab’ın son sayfasına, sabrı şeydalanır seherler ve sabahlar boyu nur-ı aynım, sabrı şeydalanır. Sabır bir hazine ki... Yılanlar bekler gerçek!..   Bir hazine ki... Tek miskali Yusuflar satın alır...…   Bir hazine ki... Beşiği âb-ı hayat sükunetiyle süslenen bebekler büy... Devamı

19 06 2011

Tabirsiz Rüyalarda Kaybolduk

                     Enes ibn Malik'ten (r.a.) rivayete göre Rasulullah (sav) şöyle buyurmuştur:                        "- Salih bir kişi (veya saliha bir kadın) tarafından görülen güzel rüya, nübüv-                        vetin kırkaltı cüzünden bir cüzüdür"                                                                                                                                               (Sahih-i Buhari, XII/272)   Güzel bir rüyadan sonra gülümseyerek uyanmak kadar kalbe ferahlık bağışlayan kaç nimet bahşedilmiştir kişioğluna ve güzel rüyaların görüldüğü kaç gece nasip olur ömürde bir kula?!.. Rüya ki Emin Sevgililer üzerine görülür, vahiylerden bir vahiy; ilhamlardan bir ilhamdır. Taşıyabilen kalbe aşk olsun!.. Kutlu bir rüya görmek için kaç geceler feda edilir, ve kaç gündüzlerin şeb–i yeldaya uğrar yolu; hiç düşündünüz mü? Bir istiharenin rengi kadar hafif; bir rehberin muştusu kadar aziz değil midir onlar?!.. Damar damar kelam eker güzel rüyalar dünyamıza, kırklar diliyle dilekler tutarlar. Yüreklerin ta ortasında kutlu çağa and içerek gelir şeker–şerbet... Devamı

19 06 2011

Vur Kazmayı Ferhad; Çoğu Gitti Azı Kaldı

    Ebu Hureyre'den (r.a.): Rasulullah'ın (sav) şöyle buyurduğu rivayet olunmuştur: "-Yakın bir istikbalde birtakım fitneler olacaktır. Fitne zamanında (ona karışmayıp) oturan kişi, (karışmak üzere) ayakta durandan hayırlıdır. O hengamede ayakta duran da (fitneyi hazırlamaya) gidenden hayırlıdır. Bu yolda yürüyen de bilfiil fesada çalışandan hayırlıdır.                                 Sahih-i Buhari, XII / 299   Sezam (Yaraşığım)! Halis altını sahtesinden ayırdetmek için potaya koyarlar hani bilirsin, fitnedir adı bu işlemin. İyiliği, kötülüğü belli olsun diye de kader insanı hep eritir potasında bir fitne ile ve zamanın çarmıhına germek ister ruhlarımızı aklanalım diye. Eşlerimizle, mallarımızla, evlatlarımız ve komşularımızla mevsimlerin kinini çarpar yüzlerimize. Zulümkâr harfler yağdırır üzerimize, katipler hep acı kelimeleri yazar lugatlarımıza bir sınanma için. İyilikten kötülüğe dönecek miyiz, bülbül–i şeydayı kör kuyularda boğacak mıyız diye. Sezam! Farkında mısın bilmem, yasaklı kumaşların soluk desenlerinde de, şenlik alaylarının kanlı mendillerinde de hep bir kargaşadır yüreğini kapatıp ruhunu çizik çizik eden. Bilgi ile acı birlikte öğrenilir bir bozgunun alaca karanlığında; ve bilgi acıtır, esmerletir gönüllerimizi, bilirsin. Bilirsin, son Kaf dağının son hüması son hummayı da dökünce tarife sığmaz damarlara, sellerce sürüklenir Bir’likten ötelere varlık; fitnedir adı. Sezam! Sevgili’nin çağında bir sürgün idi fitne. “Haklıyı Haksızdan Ayıran”a kadar şehrin duvarlarına hasretle baktı hep. &... Devamı

19 06 2011

Kaderlerimize mi Küstük; Kaderlerimizi mi Küstürdük?!..

Hadis 32: "Kadere inanmak üzüntüyü ve sıkıntıyı giderir" Kuzaî, Şihâbu'l-Ahbâr, nr.197     Kader, beyaz kağıda sütle yazılmış yazı Elindeyse beyazdan, gel de sıyır beyazı                                                             Necip Fazıl   Bir alın yazısı bu yiğidim, var ile yok tarihleri arasında bir sınanma. Hani bilinmeyen ellerde iç içe daireler çizen pergellerin birbirine ne yakın, birbirine ne uzak çizgileri var ya, kader diyorlar adına. Ezelden ebede olmuş ve olacakların çetelesi o, zamanın ve mekanın, şartların ve konumların, sebeplerin ve sonuçların Allah ilmindeki takdiri... Kadere meydan okumak da yiğidim, kadere boyun eğmek de hayır ile şer arasında bize tertiplenmiş bir kez. İyiye de şükür, kötüye de, alperenler dilince. Kader birliği ettik madem, paylaşalım gel şimdi sevinci ve kederi, bir hasbıhal olsun. Derler ki delikanlım, Kader miras olur bazen, devralınır atalardan ve iyiler de, kötüler de potasında hayat damıtır durmadan. Issız sokakların açık avuçlarına çizilince rotalar, yalnızlıklar sağanak olur birden. En güzel anıların kabloları toprakaltı şebekelerine döşenir ve yeraltından gelen sessiz telefonlar ölüm kabinlerinde görüştürür aynı kaderi paylaşanları. Bazen bir uzayışın salıncağında beklemeyi beklemek düşer iğreti varlıklarımıza; ve bazen kaskatı duvarlarla örülür özgürlüklerimizin şeş ciheti. Zaman bugün olur, ve gölgesine düşman olan uygun adımlarla yürünür umutsuz yollar. Derler ki gelinim, Kader bizi herkesten çok var olduğumuza inandırarak yalnızlaştır... Devamı

19 06 2011

Aşktır, Ki Gerisi Vesairedir...

Aşık olup bunu gizleyen ve bu şekilde ölen şehittir.                                                (Münavî, Feyzü'l-Kadîr, VI, 180)                                                  Aşk derdiyle hoşem el çek ilacımdan tabîb                                                Kılma derman kim helâkim zehr-i dermanındadır                                                                                                           Fuzulî   Sevgili!.. Aşkın şiirini yazmak isterdim sana; sana aşkı şiir ile yazmak isterdim... Aşkı seninle tanımlamak ister, aşkı sende tanımak isterdim. Ay ikiye bölündüğünde yanında olmak, Uhud’da dişini avcuma almak isterdim.     Sevgili!.. Şimdi senden uzakta, aşk şudur diyebilsem eğer, son defa kendimi ve ilk def... Devamı

19 06 2011

Kitab'a Güzelleme

“Kur’an öyle bir zenginliktir ki;  artık ondan sonra bir fakirlik ve onun dışında bir zenginlik yoktur.” (Mu’cem (Taberanî) I, 255)                                                                 -Surelerin isimleriyle-   Taala’nın adıyla... Bir önsöz ile başladı Rahman olan Rab kitabına, bir açılış diledi gönüllerde... Eylül renkli Buzağı’nın öyküsüne Musa’nın güz sarısı imtihanını sindirdi evvel, sonra İmran ailesinin mümtaz macerasını anlattı. Kadınlar hakkında emretti emrettiğince; gökten Sofra’lar indirdi İsa’ya indirdiğince. Etinden ve sütünden ve gücünden haram ile helali ayırdı Hayvanlar’ın. A’raf’ta en ince kabuğundayken cennet ile cehennem, Ganimetler paylaşıldı hak üzre. Bir Tevbe’nin kanadında idi. Yunus’ta gördüğümüz iman, Ad ile İrem üzre at sürdü Hud adlı bir sultan. Gönüller ferahı Yusuf lirik bir aşk oluverdi Ken’an’da; korkunun ve umudun şimşeğine bir Gök gürültüsüyle yandı yanan da. Yâd et o zamanı ki hani İbrahim Kâbe’ye ilk taşı koymuştu ve Hicr kentinden Semud ile Eykeliler Lut’u yalanlayıp kovmuştu. Hatırla!.. Ne hoştur, renk renk, çiçek çiçek ballarıyla bir Balarası; ne güzeldir Mirac’da Gece yürüyüşüne çıkar gibi Kutlu Sevgili gece yarısı. Hani yedi er vardı bir Mağara’da, bir de Kıtmîr; hani âbide Meryem bir çocuk do... Devamı

19 06 2011

Dertsiz Olmak,Dert Olarak Yeter

“Allah hüzünlü kalbi sever.”                       (Hakîm, el-Müstedrek, IV, 315; Ebû Nuaym, Hilyetü'l-Evliya, VI, 90)     -Baharında eylülü yaşayan kuşcağız! Kalbini hüzünle dağladın mı hiç? Hüzün ki su ve ateştir ılgım salgım; gülünü de gülistanını da, ırmağı ve lalesini de ateş ve suya döndürür hayatın... Hani ateşe değince bir su, bakılır ya niceliğine ırmak mıdır, ya yağmur mu. Yağmurlu havanın yangını büyük olur ya hani; hani serpintiler ateşi besler ya!?.. Bardak bardak boşalıyorsa bir su, söner de alevler; yağmur yağmur serpilince çoğalır ya hani!.. Hüzün ki kalpte başlayan bir yanıştır, elbet onu söndürmek için gayrete gelir göz pınarları yağmur yağmur... Ve yazık ki ırmak olamadıkça, yalnızca içindeki yangını çoğaltır bir kuşcağızın. Minicik kalbi yandıkça ağlayan bir kuş, gerçekte kentler tutuşturacak yangınlar çoğaltmaktadır turfa yüreğinde, ve yazık ki başkaları gafildir alevlerden... Bir döngüdür bu yüzden su ve ateş, hüzün potasında insanı yandırıp yundurmak için; ve belki başına baht, ayağına taht kondurmak için. –Rüyalarına siyah hüzünler düşen kuşcağız! Damlada denizce çağladın mı hiç? Deniz ki ateşlere sürgün sancılarda eflatun düşünceler çoğaltır. Kelimeleri tutsak olmuş zamanları can evine dalga dalga sürükler kasıtla. Bir süvarinin terkisinde uyuyan sağır uğultuları getirir ufuklardan, ve bir geminin pruvasında karanlığın kurşun ağırlığı duyulur. Sonsuz hürriyete benzer uzayan bir şey vardır uzaklarda, hep uzaklarda... Alabildiğine maviliklerde uçuşur bulutsu sevinçler pupa yel... Devamı

19 06 2011

Bize Yine Neler Oluyor Gülüm?

“Dünyaya karşı ilgisizlik, kalbi ve bedeni rahatlatır. Dünyaya rağbet ise, üzüntü ve sıkıntıyı arttırır. İşsizlik de kalbi katılaştırır.”                                    Ahmed b. Hanbel, Kitabü'z-Zühd, s.24                                    Beyhakî, Şuabü'l-İmân, VII, 347, 348, 368     Bilirim seni yalan dünyasın Evliyaları alan dünyasın                    Yunus Bir tutsaklıktır başlar, biz doğunca; dünya denir adına. Bir telaş, bir koşturmaca, dursuz duraksız. Rahmân’a isyan isyan kendimizden gafletin adıdır o. Maldan ve mülkten, çıkardan ve hesaptan, makamdan ve itibardan, şandan ve şöhretten olur sınanmalarımız çoğu kez. Bağına düşen bir dahi kurtaramaz başını beladan, bir daha aydınlatamaz ruhunu karamsar zindanlarda.   Dünyaya değil belaya geliriz biz, Kalû’dan söz açıp Bela’yı ölçeriz hep. Şekerden ve baldan umar, ağudan ve zehirden içeriz; güzeller ve güzellikler der, çark–ı felekten geçeriz. Mert gelip mert gitmektir erlik, biliriz de, yine hilelere, oyunlara, oyuncaklara düşeriz. Üç talakla boşanası kumamızdır bizim, deriz de, her gece onun acüze koynunda sabahlarız. Biz değiliz artık onu şekillendiren, bize fikrimiz bile sorulmuyor nedense. Oysa “Biz” bir medeniyetin adıydı eskiden, bir hayat tarzının. Ayrık gözl&uu... Devamı

19 06 2011

Duygulu İlahiler

... Devamı

19 06 2011

Hüzün Türküsü

... Devamı

19 06 2011

EBU HUREYRE: Güneşin Kulluğundan Rahmanın Kulluğuna

Tarih künyeleriyle tanıyor onu. İsmi lakaplarına yenilenlerden o. Farklı zamanların mühürlerini vuran iki adı var: “Güneşin Kulu” ve “Rahman’ın Kulu”. Cahiliye döneminde ismi “Güneşin Kulu-Abduşşems”, lakabı “Kediciğin Babası-Ebu Hureyre”. Hz. Peygamber ona lakabıyla hitap etmeye devam etmiş, ancak Müslüman olduktan sonra ismini “Rahman’ın Kulu-Abdurrahman” olarak değiştirmişti. Bu geniş omuzlu, kızıl sakallı, siyah sarıklı esmer adama çocukluğunda çobanlık yaparken küçük kedisiyle oynamayı sevdiği, onu kollarında gezdirdiği için verilmişti lakabı. Merhamet ve sevgi, Nebî’nin dudaklarında yeni bir anlam libasına dönüşmüş, Abdurrahman b. Sahr’a giydirilen bu sevimli giysi ona çok yakışmıştı.   Hayber’in fethi sırasında Yemen’de Müslüman olup Medine’ye hicret eden Ebu Hureyre,  Kâinat Güneşi’nin yörüngesine girerek ölene kadar O’nun çekim alanında kalmış, hafızasıyla sırladığı aynasıyla o nuru gelecek zamanlara yansıtmıştı. Üç yıl boyunca savaşta, barışta, evde,  çölde, yolculukta, ikamette ve hacda hep O’nun yanındaydı. “Suffe Ehli” denen o 70 muhteşem yoksulun en bilgini, makamca en üstünüydü. Hz. Peygamber’i büyük bir sevgiyle seviyor, O’na olan yakınlığının yeryüzünün bütün nimetlerinden daha hayırlı olduğunu düşünüyordu. Bu yüzden sünnet-i seniyyeye sıkı sıkı sarılıyor, takvanın sınırlarını bu muhabbet haritasıyla belirliyordu. İyiliği emredip kötülükten sakındırmanın bu haritanın hayat veren nehirlerinden biri olduğuna inanan Ebu Hureyre, bu coşkun nehre zenginlerin sed çekmesine izin vermiyor, hakkı kaim kılmak için z... Devamı

19 06 2011

MUS'AB BİN UMEYR:Aynaların Önünden Ayna Olmaya

Adımlarıyla yangın çıkartan gencin, kömürden pencerelerinin önünden ne zaman geçeceğini merak ediyor Mekkeli kızlar. Asaletin, ince hattıyla resmettiği yüzünü ne zaman çerçeveleyeceğini sokaklarının. Kokusunu taşıyan rüzgârın bölüşülemediği pazarlarda fiyatlar yükselip duruyor hep. Hep alışverişe gitmeye hazırlanıyor Mus’ab. Hep alışverişten dönüyor. Sahip olduklarıyla sahip olmadıklarını satın alıyor hep. Üzerine titreyen zengin bir anne babaya sahip olmak, sahip olduğu şeyleri çoğaltıyor: Kervancılar en iyi kumaşlarını, en güzel kokularını, en nadir yemişlerini onun için taşıyorlar. Hadremut, onun ayaklarına bir çift ayakkabı yapabilmek için onlarca ceylanı çölden koparmaya hazır. Mus’ab’a yalnız ailesi değil kader de cömertliğini esirgemiyor: Güzel bir yüz, biçimli bir beden, gür ve kıvırcık saçlar, zekâ, akıl, hitabet ve bu harikulade harmanı koruyan soyluluk… Aklı, taşlara tanrı rolü verilmesini yadırgıyor. Taşlar yerli yerine oturunca da bir boşluk çıkıyor ortaya; neyle dolduracağını bilmediği. “Görün bana hakikat!”dese de her gün, hakikat komutla ortaya çıkmıyor. O günlerde “arayanlar”ın yolu ise mutlaka Erkam’ın Evi’ne çıkıyor. Zira Mekke’nin bu esrarengiz evi bir mücevher mahfazası gibi saklıyor hakikati.   Kapıyı bir kölenin açması doğal, peki köleyle efendinin birbirlerine sarılıp ağlaşmaları! Eski bir köle Habbab bin el-Eret, yeni bir kul Mus’ab bin Umeyr! Çünkü açılan kapıdan girdi içeriye ve O’na götürüldü. Çünkü O’nun yüzünü gördü ve dudaklarındaki her kelimenin, hakikatin nadide parçaları ol... Devamı

19 06 2011

SELMÂN-I FÂRİSÎ: Ateşten Nura, Mabih'den Selmânu'l- Hayr

Ateşin büyütüldüğü bir Mecusî evinde doğdu Mabih. O büyüdükçe ateş küçüldü. Baba ateşten bir tanrı yontsa da çocuğa, çocuk ateşi çoktan söndürmüş, hakikati öğrenebilmek için yanıp tutuşuyordu. Aklı geleneklere kurban etmedi Mabih. İsfahan’ın Cey beldesinde başlayıp Medine’de sona eren yolculuğu boyunca elini bırakmadı onun. Akıl sahihse şayet, merdivenin trabzanı gibi eşlik ederdi yükselişe. İşte ilk basamak: Mabih tarlalarda dolaşırken karşısına çıkan Kilise’yle kıyaslıyor evlerindeki ateşi. Görünmeyen bir tanrıya iman, ateşi dumana çevirip yakıyor gözlerini. Ona “Hangi din gerçektir?” sorusunu sorduruyor. Cevapta endişe var: “Yoksa babanın dininden başka bir din mi arıyorsun?” Endişeye mahal yok. “ Hayır! Göklerin ve yerin Rabbini arıyorum!”   Biricik oğlunu hapsediyor baba. Şam’a giden kervanla kaçıyor çocuk. İkinci basamakta bir rahip var. Şam’ın büyük âlimidir diye bağlansa da kapısına, çok geçmeden yoksulların hakkının küpünde biriktiğini fark edip soğuyor ondan. Üçüncü basamakta başka bir rahip var. Bu kez karar isabetli. Rahip dindar ancak ölüm yakın. Mabih yeni bir adres istiyor ondan ölmeden önce. Yeni adres: Musul. İşaret edilen zat yine salih bir rahip. Fakat ölüm yine yakın. Mabih ondan da bir işaret bekliyor. Bu kez parmak Amuriyye’deki (Sivrihisar ) bir rahibi gösteriyor. Mabih yeniden yollara düşüp ilme talip oluyor. Ancak bir müddet sonra beşinci durağa da uğrayan ölüm, rahibe Mabih’i titreten şu sözleri söyletiyor: “ İbrahim(as)’in ailesinden bir adamın çıktığını duyacaksın. Gidebilirsen O (sav)’na git. Çünk&uu... Devamı