20 06 2011

Hz.Mevlana'nın Tasavvuf Esası

Mevlana, sararmis yüzlü ve ince vücutlu idi. Bu sararmis ve zayif bünyesinde öyle bir nur ve heybet vardi; gözleri o kadar keskin ve çekici idi ki, kimse dikkatle bakamazdi. Mevlana basina, bilginlere mahsus bir sekilde sarik sarar, taylasan (sariktan sarkan uç) birakirdi. Sirtina da bilginlerin giydikleri gibi bol genis kollu bir hirka giyerdi. Sems'in kaybolmasindan kirk gün sonra, ömrünün sonuna kadar, beyaz sarik yerine duman renkli bir sarik sardi ve Yemen ile Hint kumasindan yaptirdigi fereci (gögsü açik uzun kollu cübbe) giydi. Hazret-i Mevlana'nin Tasavvufu   Mevlana'nin tasavvufu, hiçbir zaman bir bilgi sistemi yahut hayali bir idealizm degildir. Onun tasavvufu, irfan tahakkuk, ask ve cezbe aleminde olgunlasmadir. Mevlana, daima hayatin gerçeklerini görür, hayatin bütün gerçeklerini kabul eder, ondan el etek çekmez. Miskinligi, hayattan el etek çekmeyi reddeder, hayati, hayatin içinde yasatir. Onun dünyayi tarifi, bize, onun tasavvufunu açiklar: "Dünya nedir? Allah'tan gafil olmaktir. Kumas, para, ölçüp tartarak ticaret yapmak ve kadin; dünya degildir. Din yolunda sarf etmek üzere kazandigin mala, Peygamber, "Ne güzel mal" demistir. Suyun gemi içinde olmasi geminin helakidir. Gemi altindaki su ise gemiye, geminin yürümesine yardimcidir. Mal, mülk sevgisini gönülden sürüp çikardigindadir ki Süleyman Peygamber, ancak yoksul adini takindi. Agzi kapali testi, içi hava ile dolu oldugundan derin ve uçsuz bucaksiz su üstüne yüzüp gitti. Iste yoksulluk havasi oldukça insan, dünya denizine batmaz, o denizin üstünde durur. Bütün bu dünya, onun mülkü olsa bu mülk, gözünde hi&... Devamı

20 06 2011

Tasavvuf Seni Senden Alır,Seni Sensiz Verir

Bir insan meşâyih olmazsa meşâyihi bilmez. Meşâyih olmak için kemâle ulaşmak lâzım. -Nasıl ulaşacak kemâl'e?   -Her şeyden geçecek. Terk-i dünya terk-i cisim terk-i terk olacak. Kâmil İnsan olunca insan ruhu küllî irâdeye geçer. -Bu nedir? -Fenafişşeyh mecazdan hakikate geçer. Noksan sıfattan kemâl sıfata geçer. Ruh o zaman kâmillerin seyrânı oluyor. Her kim ki tuttu destini Soyundu Varlık postunu Dest : El Kim tutarsa El'i varlığından kurtuldu. -Bu varlık nedir? -Mal mülk eşyalar... Bunlardan geçer. Âhiretten de geçer. Çünkü hakikatin perdesi vardır. Bunları da geçerek hakikate ulaşır. En son kendi varlığından da kurtulur. Buldu hakikat dostunu Bildi bu duya fanidir -Hakikat dostu kimdir ? -ALLAH (cc)'tır. İnsanların dünya muhabbetini gönlünden atması için ancak yine bir meşâyihe ihtiyaç vardır. Mâsivânın illetinden pâk edip bu gönlümü Kıl tarîk-i Nakşibendi hadimi ALLAH (cc) için Tarik-i Nakşibend : Nakşibendi tarîkatıdır. Tarikatların sayısı çoktur. Sayısını ALLAH (cc) bilir. Bir Hadis-i Şerifle şöyle buyuruluyor: ALLAH (cc)'a giden yollar mahlûkatın nefesinin adedini çokluğu kadardır. Çoktur ALLAH (cc)'a yollar.   -Niye? -Çünkü Cenâb-ı ALLAH (cc)'ın binbir ismi vardır. Herbir isim için zikir yapılır. Onun için tarikatların sayısı çoktur. Veya bazıları 2-3 isimle 2-3 esma ile zikir yaparlar. Onun için çok oluyor. Fakat Nakşibendi Tarikatında bir esrar var. -Nasıl bir esrar var? -Sair tarikatlarda bilhassa cehrî veya riyazet tarikatlarında insan dünyadan çekilir. Öl... Devamı

20 06 2011

Tasavvuf-i Sözler

Sen insana ulaşmadan Allah’ı nasıl arıyorsun?. Muhammed İkbal Allah'ım! İnsanlar seni verdiğin nimetler yüzünden severler; bense seni verdiğin belalar yüzünden severim. Hallac-ı Mansur Aşka delilik diyen insan hayatın sırrına ebediyen bigane kalsın. Muhammed İkbal Bilmediklerimi ayağımın altına alsaydım başım göğe değerdi. İmam-ı Azam Bir gün nefsime dedim: gel seninle Rabbime gidelim. gelmedi. Ben de tek başına yürüdüm gittim. Beyazıd-ı Bestâmi Allah'ı bilenler ise ruhun beynin özü ve hakikatı olan Hak' tan geldiğini müşahade ettiler.. Ahmed Hulûsi Allah sizin kalıbınıza ve suretinize değil kalbinizin temizliğine bakar. Hz. Muhammed (s.a.v) Bir insanda görülen ameller ve takvadan başka bir de onun cevher gibi güzel olan gizli amel ve takvası vardır. Bakış gücü olmayanların nazarları görünen amellerdir. Halbuki biz onlara bakmıyoruz. Biz insanın içine içindeki sırra bakıyoruz... Şeyh Hariri Bir kimse kendi hakikatine arif olursa hiçbir itikat ile kayıtlı olmaz.Muhiddin Arabi Bütün maşuktur aşık perdedir. Diri maşuktur aşık ölüdür. Mevlâna     Tasavuf lem’ayı envar-ı mutlaktan uyarmaktır Tasavvuf ateş-i aşk ile suzan olmağa derler Tasavvuf gönülde mutlak nurlardan bir ışık yakarak aşk ateşiyle yanıp tutuşmaktır.   Aşk bir şem’-i ilahidir benim pervanesi Şevk bir zincirdir gönlüm ânın divânesi Şeyh Galip İlahi aşk ile hemhâl olan Mevlana Hazretlerine bir gün sorarlar: “Ey can güneşi! Aşk nedir?” Cevap pek kısa olur: “Ben ol da bil” Allah ile olduktan sonra ölüm de ömür de hoştur ... M... Devamı

20 06 2011

Divan-ı Kebir'den

1. Hakk'tan sayılamayacak kadar lütuflar ihsanlar; senden ise sayılamayacak kadar çok hatalar kusurlar. (c. I 3) •.Ey gönül işlediğin suçlara kusurlara karşılık Hakk'tan özür dilemek için neler düşünüyorsun? O'ndan sayılamayacak kadar lutuflar iyilikler ihsanlar vefalar gelmede senden de bunca hatalar kusurlar cefalar görünmede... • O'nun tarafından bunca keremler senden ise manasız aykın işler; O'ndan pek çok nimetler senden ise sayılamayacak kadar çok hatalar suçlar günahlar... • Senden bunca haset bunca kötü düşünce bunca dedikodu. O'ndan ise bunca ihsan bunca lütuf bunca iyilikler. • Yaptığın kötülüklerden işlediğin günahlardan pişman olup da candan Allah dediğin zaman seni belalardan kurtarmak için senin imdadına yetişen sana o duyguyu veren kendini hissettiren O'dur. • İşlediğin günah yüzünden korkuyorsun kurtulmaya çareler arıyorsun. Bir daha işlememeye karar veriyorsun işte o anda bu duygularla için karıştığı kendinden utandığın kendini ayıpladığın vicdanın sızladığı zamandüşünmüyor musun? Bu duyguları sana veren bu pişmanlığa seni düşüren senin içindedir. Sana çok yakındır. O'nu sen ne diye kendinde kendi içinde göremiyor hissedemiyorsun? • 0 seni bazen yaratılışına kötü tabiatına bırakır seni gümüş altın kadın sevdasına düşürür. Bazen de canına Hz. Mustafa'yı hayal etmenin nürunu verir de içini aydınlatır. • Seni bazen bu tarafa çeker iyi adamlara katar bazen de o tarafa çeker seni kötülere ulaştırır. Kurtuluş gemisini korkunç dalgalarla hırpalar onu kırar parçalar. • Ey zavallı insan bu düşüşlerden bu hallerden sakın ye'se... Devamı

20 06 2011

Tesadüf mü,Tevafuk mu?

Dilimizde kullandığımız birçok kelime vardır ki manasını kesinlikle bildiğimizden kullanıyoruz değiliz. Kimi kelimeleri aslında ifade ettiği mananın aksine bir niyetle kullanmaktayız. Sözünü edeceğimiz (tesadüf) kelimesi de bunlardan biridir. Tesadüfte şuursuzluk hesapsızlık ve başıboşluk vardır. “şu hadise tesadüfen şöyle oldu bu hadise tesadüfen böyle oldu” gibi... Bunu söyleyen zata sorsanız: - Siz kainatta başıboşluk olduğunu kabul edebiliyor musunuz? Hadiseler vak’alar başıboşluktan mı zuhur ediyor yoksa hepsinde ince bir hikmet kesin bir maksat mı vardır? Muhatabımız hemen diyecektir ki: - Asla kainatta başıboşluk yoktur. Her hadisenin altında bilmediğimiz nice hikmet ve maslahatlar vardır. - Öyle ise hikmetsizlik ve başıboşluk manasına gelen tesadüfü neden kullanıyorsunuz?..... Bir ayeti kerime bizlere ışık tutuyor: “... Denizde karada ne cereyan ediyorsa ALLAH’ın ilmi dahilinde cereyan ediyor. Bir yaprak düşmez ki ALLAH’ın ilmi dahilinde olmasın!.” Enam 59 . Anlaşılan tesadüfi sandığımız kainat hadiselerinin hiçbirinde tesadüf yoktur. Bir yaprağın düşüşünde dahi. - Ya ne vardır? - Tevafuk.. Muvafık olmak münasip düşerek cereyan etmek bir ilahi maksat bir ilahi hikmet için cereyan etmiş olmak... Bunun içindir ki kelimeleri yanlış manada kullanmak istemeyenler tesadüfü terk eder tevafuku tercih ederler. - Tevafuken böyle oldu tevafuken şöyle cereyan etti diyerek her hadisenin altında bir ilahi hikmet Rabbani maksat ararlar. Yaratandan alakasını kesmek gibi bir dalgınlığa düşmezler. Anonim    ... Devamı

20 06 2011

Derviş Selamı

Biliyor musunuz…. Okuduğum latif bir yazıdan anlaşıldığına göre Tasavvufta şöyle güzel bir adet varmış: Dervişin biri, yine bir dervişler topluluğu içerisine gelip, selam vererek oturduktan sonra, topluluk gelen dervişe “Merhaba!!” yerine “Aşk olsun!!” dermiş… Derviş de “Aşkınız cemal olsun efendim!!” diye mukabele edermiş… Bu sefer topluluk “Cemaliniz nur olsun!!” dediğinde, derviş “Nurunuz ayn olsun!!” dermiş ve böylece selamlaşma bitermiş…. Tasavvufta aşk o derece içselleştirilmiş, o derece özümsenmiş ki…. Selamlaşma bile aşk üzerine kurulmuş… Tasavvufta bütün diyalogların böyle kalbi incelikler içerisinde cereyan etmesi ne kadar hoş değil mi?…. Bir de günümüzdeki selamlaşma diyaloglarını düşünün…. “ – Nabers lan !!” “ – Selam moruk !!” Tasavvuftaki aşk anlayışı, elbette “televole aşkı” türünde bir aşk anlayışı değildir… Günümüzde, bir çok temel kavramda olduğu gibi “aşk” kavramı da “kavram kargaşası” içerisine sokularak, gerçek anlamından kopartılmış ve çok daha farklı anlamlarda kullanılır olmuştur…. Artık yaşanan bazı edepsizliklerin bile “aşk” olarak nitelendirildiği hepimizin malumudur.… Yine bahse konu yazıda; Tasavvufta “Aşk nedir” diye sorulsa, “Aşk, Maşukun rızasıdır” cevabının alınacağı kayıtlıdır…. Kanaatimce “aşk”, en kısa ve öz olarak ancak bu şekilde tanımlanabilirdi… Maşuk ise, hakiki aşkta elbette ALLAH’tır… Düşünceler davranışları, davranışlar da düşünceleri etkiliyorsa; ve insan… ki onun ruhi, fikri ve hatta bedeni yapısı böyle bir etkileşim sonuc... Devamı

20 06 2011

Suya Girmiş Gibi

Kimi var yolcuların her biri rıdvanda yaşar. Başka bir yolcu görürsün, nice hicranda yaşar. Kim ki özgürlüğünün kadrini bilmez bir ömür, Hürriyyete hasret çekerek, ben gibi zindanda yaşar. ...   Hz. Ali (r.a.) Efendimizin şöyle bir sözü vardı: Dünya işlerini ahiret işlerine öncelerseniz ahiret işleri arkadan gelmez. Ancak, ahiret işlerini dünya işlerine öncelerseniz, dünya işleri nasıl olsa arkadan gelir… EY İNSAN! İHSANI BOL RABB'İNE KARŞI SENİ ALDATAN NEDİR ?... (İnfitar Suresi : 6) Resulullah (SAV) buyurdular ki: "Eğer dünya Allah nazarında sivri sineğin kanadı kadar bir değer taşısaydı tek bir kafire ondan bir yudum su içirmezdi." Tirmizi, Zühd 13, (2321); İbnu Mace, Zühd 11, (2410) Ben, ince iplere asılı kukla. Sağ elimi çeke dursun hasretin, Sol elime bağlı bu koca dünya. Bakma yüzümdeki ölgün ışığa, Bakma, gözlerimde sevda kurumuş. Vurmuş kaşlarımın tam ortasından Bir mel’un, Kalbime karargâh kurmuş... Hani işlenen her günahın ruha yansıyan bir azap yönü de vardır ya…. Günah boyutu olmasa da, gafletle yapılan ve Allah için olmayan her dünya işinin ruha verdiği bir eziyet boyutunun da olduğunu düşünüyorum …. Demem o ki; “zahiren halk ile, batınen hak ile” formatında olarak, ustayla sürekli “irtibatı koparmayalım” modunda değilseniz, ruhunuz çok yoruluyor demektir. Hz. Ali (r.a.) Efendimizin yine şöyle bir sözünü sizlerle paylaşmak istiyorum: “Düşündürücü ve hikmetli sözlerle ruhlarınızı dinlendirin. Zîrâ bedenlerin yorulduğu ve zayıfladığı gibi ruhlar da yorulur.” Ruhum öyle yorgun ve dinlenmeye öyle çok ihtiyac... Devamı

20 06 2011

Şem-u Pervane

Gün dönüpte kamere yenik düşünce Başlar ızdıraplı geceler… Giyisileri kanlar içinde şem, Yeniden yeniden yanmaya başlar aşk acısıyla Yüreğindeki ateş her gece daha fazla bitirmekte onu Kanlar yeniden boşalmaya başlar Görenler bataklıkta sanır mumu Ateşten kanı bile ısınmıştır artık Eski yarelerin üzerinden süzülüp Yeniden yakmaya başlar onu. Derken…Duyulur sevdanın feryatları Yana yana;döne döne yaklaşmakta aşkın ıstırabına Tam kavuştum derken… Zalim ateş,kızgın aşk ateşi yakmaktadır tenini Mum kavuşamayınca ona doğru Ve sevdasının kavuşamadığını Kendine ulaşamadığını görünce erimeye başlar Aşk ateşi yaktıkça yakar mumu Ya kelebek?Perişan kelebek. Yakıyor kanatlarını ateş Her “yaklaşayım,sarılayım” derken yanar kanatları Yanar,o özenilmiş bezetilmiş eşsiz güzelliği Bir yandan şem erir aşkından Bir yandan pervane… Ateş yaktıkça mumu erir git gide O kadar ki boğulacak olur kendi kanıyla Ateş yaktıkça kelebeğin kanatlarını Ölür gibi olur git gide Onlar çabaladıkça yandılar,eridiler Mum bekledikçe,pervane kavuşmaya çalıştıkça Takatsız kaldı artık ikiside Mum son kanını akıtmakta Kelebek kanatsız kalmaya alçalmaya başlamakta. “Ne tatlıdır ya Rab;bu gönül sevdası Ne eşsiz ya Rab; bu aşk acısı” dedi şem. ”Ne kadar zormuş ya Rab;şem ile bir şeb Ne kadar hoşmuş ya Rab:şem ile aşk meşk” diye haykırdı pervane. Ve bitti mumdaki kan,öldü O eşsiz sevdasından. Söndü zalim ve bir o kadarda tatlı aşk acısı Yığıldı sereserpe pervanenin sevdası Hasret bitirdi mumu Dayanamaz pervane! “Kahrolsun o zaman şemsiz bir şeb” Bıraktı kendini ölü ve sıcak maşuğun vücüduna Dayanamadı fazla o da, O ölümc... Devamı

20 06 2011

Aşk Bir İdrak Seviyesidir

‘Aşk odu önce ma’şuka, andan âşıka düşer.’ derler, malum. Yani aşk ateşi önce sevilene ondan sonra sevene düşer. Önce sevilende bir ateş yanmalı ki pervane onun etrafında dönsün, pervane o ateşi görsün, sonra aşkının farkına varsın… Pervane aşkını ispat edebilmek için gördüğü anda ışığı, etrafında dönmeye başlar. Bir cezbedir bu. Bu cezbenin gittikçe daralan bir çemberi vardır. Işığın etrafında döner, döndükçe biraz daha yakından dönmek ister. Işığı gördüğü anda aşkı ilmel yakin olarak tanıyan pervane, onu aynel yakin bilmek istediği için gittikçe mumun etrafındaki çemberi daraltıyor. Çember daraldıkça pervanenin aşkı artıyor, şevki artıyor, coşkusu artıyor. Coşkusu arttıkça da cesareti artıyor. Aşk cesaret işidir, neticede. Ve pervane cesaretle kanadını şöyle bir değdirir ateşe. İlk lezzettir işte o acı. Acı verir, yakar içini. Ama ona verdiği acı o kadar hoşuna gider ki, daha fazla dönmeye başlar. Acı ve lezzet… Birbirine zıt bu iki duygunun bir arada olması nasıl mümkün… İşte bu noktada, azabın ve acının lezzet olmasındaki sırrı yakalamak gerek. Azap kelimesi azp kelimesinden türüyor. Azp lezzet demek. Azabın ne olduğunu buna göre ölçün ve düşünün. İşte kanadının ucunu bir defa yaktığı zaman pervane ilk azabı duyar; fakat öyle bir lezzettir ki o azap… Bu azap ve ondan alınan lezzet, insanı yavaş yavaş nefsinden sıyırıp vuslatı mümkün kılar. Bu sefer daha büyük bir cesaretle kendini ateşe atarcasına gider ışığı kucaklar. Ve burada ateş pervaneyi yakar kavurur. Bir buğday tanesi gibi toparlayıp yere düşürür. Artık pervane ‘hakkal yakin’ biliyordur vuslatı. Bu fenadır. ... Devamı

20 06 2011

Ney'in İçindeki Aşk

Neyden çıkan sestir aşk. Ali’nin derdidir. Miracı anlatır her ses. Her “Hû”da, her “Hay”da duyarız o sesi. Duyduğundan beri yakmıştır kamışın vücudunu aşk, inceltmiştir, sarartmıştır rengini. Nefsin yedi mertebesini aşmayı anlattırmıştır. Çileyle dolmuştur tüm bedeni, hu der o günden bugüne, hularla coşar, hularla âşık eder, âşıkların aşkla doludur bedeni, ah eder Sen gittin gideli. Duyanları doldurur aşkıyla, birdir şekli, eliftir şekli, Allah’ı anlatır her sözü, zikirle doludur içi, tek başına olduğundan doldurur zikirle içini, yeter ki biri üflesin, hâlini sorsun, döker dertlerini. Derdini anlayan ise dertli âşıklar olur. Âşık kamışın, aşk kokan nameleri dökülür nefesinden. Ayrılıklarından bahseder, öz vatanından ayrı düşmüş tek kalmıştır. Cevherini de tek kalınca ortaya çıkarır, çünkü vuslat aşkı onu divane etmiştir, susamaz artık hayları hulara hıçkırıklara döner yanık yanık, dertli dertli öter. Boşaltmıştır içini tüm kötülüklerden, tüm sevgisizliklerden, günahlardan. Aşkıyla hem-hâl olmuştur, görmez kimseyi gözleri. İnler, inledikçe inletir cümle âşıkları. Kulakları doldurur boş bedeniyle, öyle bir doldurur ki Halık’ımızın tecellileri görülmeye başlar. Seni anlatır her yerde onu ancak anlayan anlar, benliğini aşanlar anlar, besmeleyle başlar, salavatlarla devam eder, zikirler coşar, seni özler, seni anar her daim, Sensin onun ve âşıkların derdi, Resûlun övgüsüyle, miracıyla devam eder coşmaya, mürşidleri, müridleri, evliyaları, şehidleri anlatır dua eder hamdla susar ince bedeni. Tarihten, menkıbelerden, mucizelerden dem vurur, mucizedir zaten onun yaşamı ve sesi. Eyub’u... Devamı

20 06 2011

Şems ile Mevlana'nın Aşkı

Bir gece sohbet ederlerken kapı vurulmuş, dışarıdan kalabalık bir güruh; ”Şeeeems dışarı çıııııkkk!” diye bağırmıştı. Mevlana yaklaşan acı kaderi sezmişçesine: ”Çıkma” diye yalvardı. Zat boyutundan, Hikmetten öte Kudretten bakan Şems gülümsedi: ”Telaşlanma, verdiğimiz sözü tutma vakti gelmiştir” diyerek kapıya yöneldi. Mevlana: "Ne sözü, nereye, niyeee?" diye yapıştı ellerine… Şems, yıllardır sakladığı sırrı söyledi: "Şam’da Rabbime yalvarmış, aşkımı seyredeceğim bir ayna istemiştim. Rabbim seni verdi, sende seyrettim…" İyi işte, seyre devam edelim, dedi Mevlana. Şems; ”Rabbim de bana demişti ki, o aynayı verirsem ne bağışlarsın? Tereddütsüz şöyle demiştim; Başımı veririm!...” Şems dışarı çıktı. Sadece bir “Allaaaah” nidası duyuldu. Ay ışığında yerde üç beş damla kan seçiliyor, ama ne baş, ne ceset, ne de katiller gözükmüyordu!… Aşkları sır olmuştu. Mevlana’yı sahiplenenler, Onu paylaşmak istemeyenler şehit etmişti Şems’i. Aşkın doğasıydı en yakın çevrenin tahammülsüzlüğü!… Aşkın doğasıydı Firkat!.. * Alıntı  ... Devamı

20 06 2011

Aşk Kaçtı Kamışa,Kan Damladı Kağıda

Kamış hu! Dedi. Sustu tüm cümleler. İnceden bir elif düştü kâğıda. Ruhuna denk düşürebilir miydin her kıvrımı? Ah! Dertli kamış, neylersin ucundaki is kaplı mürekkebi. İster sülüs damlat âharlı kağıda ister nesih’i. Hokkanda duran bir tutam lıka bozmaz kamışının edebini. Rabbiyesir cümlesini dökmekle başladın hattatlığa. Harflerin tüm kıvrımına gönlünü yasladın adeta. Ah! İzin olsaydı da kamışın ucuna sen yatsaydın, mürekkep olup damlasaydın kâf’la nûn arasına… Rabbiyesir! Tüm kıvrımlar onda gizli. Kamış her kıvrıma değer o cümlede. Her harekede, gönül sahibine yönelebilmişse eğer, her kıvrımı aşkına denk düşürebilmiş demektir. Hakka yönelmişlik yoksa elle kamış arasında, beyhude, kıvrımlar arasında güzeli bulmaya çalışma! Rabbiyesir! Zorumu kolaylaştır! Kalemime İsrafil’in Sur’undan bir tutam nefes lutfeyle aşkının aşkına, kalemin, kâğıdın ve isminin aşkına… Kamışın altına değil, üstüne gönlünü sürebilmekteydi iş. Kamışı parmaklarınla aşka getirebilmekteydi. Parmaklarına aşkla şevk edebilmeyi öğretmekte gizliydi giz. Elle gönül arasına nice köprüler kurdun. Köprüden geçenler elif’in ardına kul oldu. Kamışına nice darağaçları kuruldu! Her harf elif’in bir köşesine tutunmak adına kuf’lanmayı bekler önce. Kamış hokkaya doğru gönül yoluna gider, hokkanın dibinde lıka ile sevişir. Ve aşkını kâğıtla birleştirir. Toysun daha, kamışınla nice yük taşıma yolunda, gömmeli kamışı Şeyh Hamdullah Efendi’nin toprağına. Toprakta içini keşfetmek ve kalemine dolanan gönlüne, bir kördüğüm daha atmak adına, aç ellerini semaya. Kalemine hikmet, kalemine edeb ve gönl&uu... Devamı

20 06 2011

Mecazi Aşk

AŞK konusunda eğitim veren bazı üstadlar önce bir faniye aşık olmanın ne demek olduğunu anla sonra ilahi aşka yelken açarsın derlermiş.. Yaratılmışları sevmeden,onları sevmeyi öğrenmeden yaratanını sevmek iddiası büyük bir davadır..   Yaratılanı severim Yaratandan ötürü diyor koca Yunus… Karşı cinse duyulan sevgi ilahi aşka giden yolda en büyük erdiricilerden biridir..Kur’an’daki en güzel kıssalardan biri olan Yusuf ile Züleyha’nın aşkı buna en mükemmel örneklerden biridir..Hatta bazı kaba softalar Kur’an’da aşk hikayesi olmaz diyerek bu kıssayı Kur’andan saymamışlardır.. Biz kaba softaları bir kenara bırakıp ince gönül sahiplerinin işlerine bakalım.. Hz.Muhammed(as) eşlerine adaletli davranmak adına hepsini aynı şekilde sevebilmek için kendini zorlarmış..Bu durumu bilen Allah Teala Efendimizi teselli ediyor.. Ben insana iki kalp vermedim buyuruyor Hak Teala.,.kendini zorlama Ey Habibim.. Hakk’a giden yolda aşılması gereken bir duraktır mecazi aşk..yaşanmalı ve aşılmalı..sevgiye dönmeli,normal mecrasında akmalı.. Leyla’yı geçme faslındayım Mevlayı bulma yollarında diyor ya şair..aynen öyle..Leyla’dan geçilmeli ama Leyla’yı da yaşamalı,sevmeyi öğrenmeli..ayrılık acısını tatmalı ki Mevla’dan ayrı olmanın ne olduğu anlaşılsın.. Mevlananın inleyen neyinin nağmelerini daha bir derinden hissedebilmek için gönlünüzde sevgiye yer açın..   Alıntı    ... Devamı

19 06 2011

Peygamber Efendimize Mektuplar

    Ricâm kâinâtın en şereflisine… Herkesin “ene: ben” diyeceği günde “ümmetîm, ümmetîm” diyen size… “Cehenneme düşüyorum”, sesleniyorum Efendim. Hak ettiğimi düşünmeksizin; çığlıklarım çaresiz… “Bir yudum su…” diyorum yâ Nebî, ALLAH için bir yudum su!.. Derinlere düşüyorum, tutun ellerimden; her yanım ağır yanık kokusu!… Günahkâr ellerimle, iştiyâkla yazdığım mektubuma; hasretimi işledim nakış nakış her yanına… Binbir teessür ve elemle, tecerrüd ettim bütün nefsânî arzularımdan… Mahcûbiyetimden Zâtınıza bakacak yüzüm yoktur, Yâ Rasûlallâh!..   Âşk bir kapıya varan imiş… Kapıyı vuran kalp imiş, bir kere vurup, bin kere duran imiş… Âşk imiş ölüm… “Ölmeden önce ölün” diyen Peygamber imiş, …âleme sultan inmiş, Ahmed-i Mahmud-i Muhammed Mustafa imiş, aleme rahmet imiş… Âşk imiş Âşk!..   Dertli bir sevdalıyım ben derman arayan… “Zaman zaman hüzünlü gecelere açar kirpiklerini gönül gözü… Varsa yoksa hüzün geceleri Varsa yoksa gam vurgunu nakaratlar solmuş dudaklarımda… Hüzzam özlemlerin kucağında” Aklım sende, elim yüreğimde kaldı… İçimdeki hüznü anlatmak istiyorum geceye dökmek içimi… Nasıl anlatsam kelimelere sığmaz ki… Yorgunluğumu, bitkinliğimi, yalnızlığımı .. Gözlerimi geceye çevirdim yürüyorum… Başım dik, yalnızlığımın yansımasıyla karanlık göz bebeklerim… Rüzgarı giymiş gece… Bir av... Devamı

19 06 2011

Sevgiliye

        MİHRABIM!…   Mihrabım’a uğra saba yeli,huzuruna varıp edeple,selamımı ilet,heceler yarım yamalak,heyecanlar salkım saçak… ‘’Ant olsun kuşluk vaktine…’’,kuşluk vakti onun gönlündeki vahyin ışığıdır,ve ışıklar nurunun aşığıdır. ‘’Geceye ant ederim ki…’’,O’nun saçlarını kıskanmaktan gecenin bağrı yanık;gece yarısı hasretle uyanıktır. ‘’Güneşe ant olsun…’’ondan daha kutlu bir faniyi hiç izlemedi ve yer ondan daha kıymetli bir hazineyi hiç gizlemedi. Ahmet!…gönüller gıdası,ruhlar şifası…gözlerin feri,şerefin zaferi…dudağının değdiği bir güle bin can feda Ahmet,eline değmiş bir ele cihanca cihan feda! IŞIĞIM!… Göz kırpasıya Burak’ınla vardığın yere bin yılda varamazken berk uran melekler,nasıl aşkına dönmesin zeminler ve zamanlar,nasıl tutulmasın burçlar ve felekler. Sen var iken kıblem,gök ile yerin arasında hangi varlığa adansın ya emekler,ya hangi renk ile iltica etsin çiçekler? Cemalini gören aşık,görmeyen aşık iken nurun,gamzene rüyada olsun ermesin mi tennure kelebekler? GÜNAYDINIM!… Tohum versen de bize mahsul olabilseydik,kanat olsan da bize katına varabilseydik. şarkıların ürperdiği şebnem avuçlarında Medine rüzgarlarının ışıltılı kumlarınca yanabilseydik,sana kanabilseydik. bir kez olsun aşkınla döktüğümüz gözyaşlarından abdest alabilse ve denizine ve bir kez olsun dalabilseydik,ya denizinde kalabilseydik. Himalayalar kadar kara yüzümüzü kara yerlere salabilseydik;bağından razıye ve marziye ilhamlar alabilseydik! SEVGİLİM!… Kutlu gelişine yüz bin selam olsun,sen aydınlık içinde aydınlık,sen açıkl... Devamı