20 06 2011

Çiçekler Cevap İster

  Ey insan! Bak sana soğuk kışın ardından bahar gönderildi. Hâlâ Rabbin hakkındaki zannını değiştirmeyecek misin? Seni memnun etmek için dünyanın çehresi değiştirildi. Kupkuru ve kapkara topraktan yemyeşil filizler devşirildi. Neden hâlâ kalbindeki sevgi yeşermiyor? Neden hâlâ içinde ekilmiş tohumları sulamıyor ve Rabbine cevap vermiyorsun? Senin için yeşile renk katıldı, rengarenk güzelliklerle donatıldı sofran. Hâlâ kayıtsız mı kalacaksın? Bak, çiçekler kelebeklerle ve binbir türlü böceklerle şenlendi. Ötüşleriyle O’nu zikredenler aracılığıyla kulağına nice mânâlar yollandı. Bunlar da mı sana ilham vermiyor? Senin için çiçeklere nice parfümler döküldü. Dalıp gittiğin koyu gafletten çıkasın diye gözlerine batırırcasına yerden nice renkler bitirildi. Ama sen hâlâ bilbordlardan gözlerini alamıyorsun. Her gün doğumu ve batımında nice mucize anlar yaratılıyor senin için. Ama senin gözlerin hâlâ ekranlara takılı. Sana gerçek ve muhteşem bir sema sunuldu, geceleri gökyüzü kandillerle süslendi, ay sana lamba yapıldı. Öyleyse neden hâlâ yalancı dekor ışıklarıyla aldanıyorsun? Fani starlardan medet umuyor, faniliğe müşteri oluyorsun? Bak şimdi de ağaçların dallarına, dilinin ve damağının müjdesi konduruldu. Önüne meyveler ve nimetler adedince sofralar kuruldu. O dilinle hâlâ Rabbine hamd etmeyecek misin? Bir teşekkürcük olsun, etmeyecek misin? Sen bir zamanlar yokluk karanlıklarındaydın. Zulümat içinden varlık âlemine çıkarıldın ve sayısız nimetlerle donatıldın. Şimdi mahlukatı Rabbine perde yapıyorsun. Damlacıkta... Devamı

20 06 2011

Hayat Beş Vakittir

Şeyh Galib insan için "Hoşça bak zâtına kim zübde-i âlemsin sen" der. Yani insan küçük bir kâinattır. Ve insanlığın babası ilk insan, ilk peygamber Hz. Âdem kelimesinde elif, ayakta duran canlıların yerini tutar. Dal harfi hayvanattan rükû halinde gezenleri, mim ise sürüngenleri temsil eder. Bu üç tür varlığın vaziyetleri de namazda toplanmıştır. (Kıyam, rükû ve secde) Ve müslüman namaz kılmakla, namazda "Ancak sana ibadet ederiz ve ancak senden yardım dileriz" demekle bütün bu varlıkları da seslendirdiğini zımnen ifade etmiş olur.   Güneşin doğması ile hayatın başlaması ve namazın bu iki olayı birleştirmesi dikkat çekicidir. Gerçekten de güneşin doğması ile hayatın başlaması yakından ilgilidir. 1. Gece gebe bir kadındır. Kadının gebeliği ile bizim yaşadığımız kâinatın karanlığı aynı şeyi gösterir. Çünkü çocuk ana karnında; insanoğlu dünya gezegeninde karanlıktadır. Ve doğum yaklaşmaktadır. Sancılar artmış, hasta doğumevine kaldırılmıştır. Güneş "nur topu" gibi doğar bizimle birlikte. Biz anamızdan 'doğarız'; güneş de doğu'dan. Doğum tarihimiz (hatta günü ve saati ile) çok önemlidir. Güneşin doğacağını müjdeleyen fecr-i sâdık belirmişse şükür secdesine hazır olmalıyız. Bu sabah namazıdır. Namazla hem biz doğarız yeniden hem doğacak olana duamızı okuruz. Esenlik dileğimizdir. Gün/doğum ibadetle başlamıştır. Ve gün doğmadan neler doğmuştur. 2. Doğarız ve bir "gün" ile birlikte çocukluğumuz başlar. Güneş tepemize doğru dikilmeye yol alırken biz çocukluğumuzu yaşarız. O, tepeye çıkıncaya kadar olgunlaştırır bizi; renk ve tat verir bize. Öğle sıcak bir olgunluktur: Ve şükrü... Devamı

20 06 2011

Ruhunun Daraldığını Hissettiğin Anlar

Kendine bu çileyi çektiren sensin. Bu bunalımı yaşamak zorunda olmadığını anladığında umarım hayatında bir şeyler için geç kalmış sayılmazsın. Kalbin mi ağrıyor, bil ki sevdiğinden ve sevdiklerinden karşılık görememen nedeni iledir. Ruhun mu daralıyor bil ki o ruhun gıdasını vermemen nedeni iledir. Evet, teşhis doğru. Zamanlama doğru. Fakat tedavinde geç kalıyorsun.Hasta olduğunu anladığın zaman hastalığının yarısının iyileşeceğini bilmelisin. Sabah evinden iş için ayrıldığında akşam dönünceye kadar aldığın ciddi darbeler nedeni ile kalbin yaralanıyor.Karanlık aleminden göz pencerenle bakmayı bilmiyorsun ki, ruhun ile görmeyi başarasın.Ruhun ise göremediğini yiyemiyor. Ve açlığa mahkum ediyorsun onu.Hastalıkların ile yaşamayı öğrenme. Bu hastalıklarından acilen kurtulmaya bak.Nasıl mı?Abes ile iştigal etme.Abes yani Oyuncak kabilinden faydasız ve boş ameller işler.Lüzumsuz ve gayesiz işler.Ruh gibi mükemmel varlık ancak o mükemmelliğe layık bir surette ilgi ister.Sen kalkmış böyle muhteşem ötesi bir ruhunu o ruhuna hiç layık olmayan lüzumsuz boş amaçsız gayesiz bir çok işler ile muhatap ediyorsun. Sonra da ruhum daralıyor diyorsun.   Elbet daralacak. Elbet sıkılacak.Çünkü tabiatı böyle. Sen o ruhunu o ruhuna layık işlerle muhatap etmiyorsun ki.Sonra kalbim hüzünlü diyorsun.   Kalbinin acı çektiğini hissediyorsun.Ve buna bağlı olarak yaşadığın hayatından hiçbir lezzet tat ve keyif alamıyorsun. Ruhuna namaz ile nefes aldırmayı hiç denedin mi? Kalbini iman hakikatleri ile doyurmayı hiç denedin mi?Denedim ama kıldığım namaz ile o ruhum nefes alamadı.Denedim ama okuduğum ilim ile kalbim doymadı ve tatmin olmadım. Evet doğru diyorsun. Çünkü bu doğruluğun içinde yanlış giden şeyleri mizacın kabul et... Devamı

20 06 2011

Sizce Huzur Nerededir?

Huzur,hemen hemen bütün insanların ihtiyaç duyduğu bir ruh halidir.Huzurlu insan sağlıklı yaşar,sağlıklı düşünür ve stres gibi sıkıntı verici duygulardan uzak bir yaşam sürer. Bazı insanlar iyi bir aile ortamını,doğayı,hoş bir müziği ya da yoga gibi bedensel aktiviteleri huzurun anahtarı olarak görür.Yoğun yaşam mücadelesinde kendilerine ayırdıkları ufak zaman dilimleriyle huzuru yakalamaya çalışır.   Oysa Allah’ın anılmadığı,hatırlanmadığı her ortamda şeytan,en sinsi planlarıyla insanları büyük sıkıntılara düşürmeyi hedefler.Amacı Allah’a güvenip dayanmayan,O’na şükretmeyen,hep daha fazlasını isteyen doyumsuz insanların çoğalmasını sağlamaktır. Nitekim şeytan,amacını şu şekilde dile getirmiştir: “Sonra muhakkak önlerinden,arkalarından,sağlarından ve sollarından sokulacağım.Onların çoğunu şükredici bulmayacaksın.” (Araf Suresi/17) Şeytanın esiri olan insanlar,her iki dünyaları içinde kendilerine ızdırap verecek sonuçlarla karşılaşırlar.Sadece ahiretlerini sonsuz cehennem azabına çevirmekle kalmaz, çok değer verdikleri dünya hayatlarını da sıkıntı ve stres içinde yaşarlar. Karşılaştıkları olaylarda gösterdikleri tevekkülsüz tavırları nedeniyle aradıkları huzuru asla bulamazlar. Zor anlarda Allah’a güvenip dayanmanın insana verdiği huzur ve güven duygusu,Kuran’da geçen Hz. Musa kıssasında şu şekilde bildirilmiştir: İki topluluk birbirini gördükleri zaman Musa’nın adamları: “Gerçekten yakalandık” dediler. Musa “Hayır” dedi. “Şüphesiz Rabbim,benimle beraberdir;bana yol gösterecektir.”(Şuara/61-62)diyerek Hz. Musa,yanındakiler gibi korkuya kapılmadan, huzur içinde Allah’a sığınmıştır. Allah’ın kendilerin... Devamı

20 06 2011

İnsan ki !

“İnsan var ki; gönlü arşı Rahman’dır İnsan var ki; sakın, çünkü Şeytan’dır Öyle İnsan var ki; alemlere sultandır İnsan var ki, yeyip yatan hayvandır” - S. Bozçalı İnsan kendi kendini yıkar/yakar. Gecesinin bekçiliğini o terk eder. Binasının altına kendi elleriyle kor dinamiti. Sonra da hüzünlenir durur. Bunu bir insanlık haliymiş gibi görür. Ne komik. Kendi çölünde mahsur, kendi dağdağasına müptela, kendi dünyasında mahpustur insan. Kendisi olamadığından olsa gerek, yakarışsız büyümesi, yaratıcısına ilticadan uzak durması. İnsan, ardı ardınca noktalar helezonu. Üç noktadan ibaret değil, noktalar memleketi adeta… İnsan, büyüklüğünü bilmeyecek kadar küçük; küçüklüğünü bilmeyecek kadar mağrur… İnsan, bir damla kan, endişelerin, tasaların ise haddi hesabı yok… İnsan, su misali akar, ama yön konusunda problemli… İnsan, derviş ve ölüm arasında sonsuzluğa el açmayı bilmeyen, bilmediğini de bilmeyen, nankör, bencil, bertaraf… Bir ah insan, bir ah’tan da kısa. Bir araya gelemeyen, toparlanamayan, şikâyeti hiç bitmeyen… Sesinin titrekliğinde yudum yudum acılar uyandıran, kederini içinde saklayan, saklamayan, niçin yaşadığını bilmeye çalışan, hiç bilmeyen… Anaforları buhranlara kalbeden ve böylece hayat denen denizi tüketen… İçinin sesine kulak verdikçe ufalanan, kendinden uzaklaştıkça dağlaşan, deryalaşan, firavunlaşan… Yeryüzünde hâkim bir edayla gezen, bedbin… İçinde volkanlar patlarken, dışarıda sıkılmadan gülebilecek kadar yamalı, mürai, yapmacık… İnsan, zalim… İnsan, Ahsen-i takvim kabiliyetli... Devamı

20 06 2011

Elleriniz Hangi Ellerden?

El...vereni var; alanı var.Kimisi karıştırır; kimisi düzeltir. Duaya duranı var; bedduaya duranı... Yumruk olanı var; baş okşayanı... Her işe koşanı var; her işten kaçanı... "Hep bana!" diyeni var; al sana diyeni... Elleriniz hangi ellerden? Hayırlı bir kişinin eli olmaktır her elin istediği; ama... sahibi "el" olup gidince... eller ne yapsın! * Alıntı    Devamı

20 06 2011

Hayat-Memat

” Her canlı ölümü tadacaktır. Ancak kıyamet günü yaptıklarınızın karşılığı size tastamam verilecektir. Kim cehennemden uzaklaştırılıp cennete sokulursa gerçekten kurtuluşa ermiştir. Dünya hayatı, aldatıcı metadan başka bir şey değildir. “ [ Âl-i İmrân / 185 ] Dünya hayatı ömrün sıratı, Ölüm ve yaşam aynı kökten filiz veriyor da İnsan gafilâne yürümeye devam ediyor İnce çizgide… Heran ayağının kayacağından haberli/umursuz… * Alıntı  Devamı

20 06 2011

Vicdanlarının Sesini Dinleyenler

İnsan, kendisine daima kötülüğü emreden bir sesle, nefsiyle, birlikte yaratılmıştır. Ancak bu sesin yanı sıra, yine nefsine ilham olunan ve ona kötülüklerden sakınmayı telkin eden, kendisini sürekli olarak doğruya ve iyiye çağıran şaşmaz bir ses daha vardır. Nefisteki bu doğruya yönelten sese de "vicdan" adı verilir. Allah insanın nefsindeki bu iki özelliği bize ayetlerde şöyle tanıtır: Nefse ve ona 'bir düzen içinde biçim verene', Sonra ona fücurunu (sınır tanımaz günah ve kötülüğünü) ve ondan sakınmayı ilham edene (andolsun). Onu arındırıp-temizleyen gerçekten felah bulmuştur. Ve onu (isyanla, günahla, bozulmalarla) örtüp-saran da elbette yıkıma uğramıştır. (Şems Suresi, 7-10) Ayette belirtildiği gibi Allah insana nefsinin kötülüklerinden sakınmayı ilham eder. Allah'ın bu ilhamı, kişinin vicdanı vasıtasıyla olur. Dolayısıyla vicdan, bir anlamda mümini doğruya, güzel olana çağıran Allah'ın sesidir. Bu nedenle de vicdan, aynı zamanda kamil imanın anahtarıdır.   ALLAH'IN HER İNSANA İLHAMI: VİCDAN   Vicdan, her insanı güzel olan tavra ve düşünceye yönelten, insanın sağlıklı muhakemede bulunmasını, doğruyu ve yanlışı birbirinden ayırt edebilmesini sağlayan manevi bir özelliktir. Vicdanın önemli bir özelliği tüm insanlarda ortak olmasıdır. Yani bir insanın vicdanına göre doğru olan, aynı koşullar söz konusu olduğu sürece diğer insanların vicdanları için de doğrudur. Vicdanlar hiçbir zaman çatışmaz. Bunun nedeni ise vicdanın kaynağıdır; vicdan Allah'ın ilhamıdır. Allah, her insana vicdanı aracılığı ile Kendisinin hoşnut olacağı en doğru ve en güzel tavırları bildirmektedir. Vicdanın Allah'ın ilhamıdır. Allah nefse fücuru (g&... Devamı

20 06 2011

Allah Akılla Bilinir

Biz uyurken, otururken, yürürken, aklımızın ucundan bile geçmezken, Allah evrende var olan tüm sistemleri tek tek çalıştırıp idare eder. Varlığımızın devamı için meydana gelen işlemlerin her biri Allah'ın kontrolündedir. Bu gerçekleri ancak aklını kullanabilen insanlar anlayabilirler.   İnsanların birçoğu Allah'a inandıklarını söylerler. Ancak gerçekte Allah'ı gereği gibi tanıyıp takdir edemezler. Çünkü bunun için "akıl sahibi" olmak gerekir. Allah'ı gereği gibi tanımak ve takdir etmek için akıl gerekir derken burada kastedilen "zeka" değildir. Akıl ve zeka birbirinden tamamen farklı iki kavramdır. Zeka, bir insanın biyolojik olarak sahip olduğu zihinsel kapasitedir. Akıl ise sadece müminlere ait bir özelliktir. Allah'tan korkup sakınan takva sahibi müminlere Allah katından büyük bir nimet olarak verilir. Akıl, Allah'ın samimi kullarına verdiği bir nur, bir anlayıştır. İnsanın takvası ölçüsünde bu anlayış, yani sahip olduğu akıl seviyesi de artar. Akıl sahibi insanın en belirgin özellikleri, Allah'tan korkup sakınması, daima vicdanına uyması, her olayı, gördüğü herşeyi Kuran'a göre değerlendirmesi ve Allah'ın rızasını aramasıdır. Bir insan, dünyanın en zeki, en bilgili, en kültürlü insanı dahi olsa eğer bu özelliklere sahip değilse "akılsız" olacaktır ve birçok gerçeği göremeyecek, kavrama yeteneğinden yoksun kalacaktır. Zeka ile akıl arasındaki farkı şöyle bir örnekle belirginleştirebiliriz: Bir bilim adamı, örneğin vücudun sinir sistemi ile ilgili, yıllarca çok derin ve detaylı araştırmalar yapmış olabilir. İnsan bedeninde gerçekleşen olağanüstü sinir iletimleri konusunda dünyanın en bilgili kiş... Devamı

20 06 2011

Sen Gönlümde Bir Gülsün

Gurbetlerde yaşamak. Daima öteleri arzulamak Kuşlar gibi özgürce kanat çırpmaya hasret kalmak. Gönlü bir sevgiliye bağlayıp, gözü başkalarına yummak Kalbini yalnızca ona açmak. Senden öte candaki canı düşünmek. Düşüncelerini ona hasredip, ifadelerinde hep onu zikretmek. Kalbin daralır, yüreğin sıkışır, bir el ararsın, uzatırsın ellerini boşluğa. İstersin ki o tutsun ellerinden. Çünkü Canda ki Can’ın o olmuştur artık… Gözünü onunla yummuş, kalbini ona sunmuşsundur. Bir tebessümüne ne kadar hasretsindir. İstemişsindir yüreğine bir baksa, azıcıkta olsa tebessüm saçsa… Hep hayalindir, uzattığın ellerinden onun tutması, düştüğünde seni kaldırması, ağladığında tesellinin olması… Yere düşen gözyaşlarına mendil olmasının ne kadar da istemişsindir. Aradığın şey o kadar uzakta değil ki; Senin kalbinde ki mercanın içinde saklı olan şey, aradığın şeydi aslında… Ama bu sefer mercanın içine inci değil aşk gizlenmişti. Bir gün bir sarraf bunun farkına varacak ve kalbinde saklı olan aşkı çıkaracaktı karanlıktan. Sana yeni bir hayat sunacak, seni aşk bahçesinde Leyla ile büyütecekti. Nefeslerini aşklı bir hayatta solacak, güllerini aşk bahçene ekecektin. Yanacaktın solan her bir gül tanen için, gözyaşlarını akıtacaktın bulamadığın Leyla için. Geceleri uykunu bölüp, gözlerini her açtığında aşk diye çağlayacaktın. Akan gözyaşların aşk diye akacaktı. Yaptığın dualarını aşkla yoğuracak, yüreğinde ki kor ateşlerde pişirecektin.. Ama sil gözlerini; Ruhunda coşan aşkın Allah için değilse. Akıtma yaşlarını; Kalbinde alevlenen aşkın Allah aşkı değilse. Eğer hakkı bulamazsan kapat gözlerini, gönlü... Devamı

20 06 2011

Vuslatım Ol ,Ey Ölüm

Başımı cama dayadım. Seyre daldım gecenin alaca renklerini...Hiç bir şey hissetmeden boşluğa bakıyordum öylece...Uyku,uykusuzluğun koynunda kalmıştı. Kalbim sineden çok uzaklara taşınmış firar etmiş gibiydi..Gözlerim acıyordu ama düşmüyordu damlalar... Sokak lambalarının yer yer aydınlattığı sokaklarda hüzün hakimdi ..biraz aydınlık biraz karanlık yansıyordu kaldırımlarında.. yüreğim gibi..Oda öyle değil miydi?Belki de kapkaraydı..Işığa hasret karanlık yollarda geziniyordu... Yağmur yağıyordu... Sadece Aydınlığa yağıyor, karanlığa yağmıyor gibiydi...Gecenin aydınlığında yağmur ne güzel görünüyordu...Ne güzel yağıyordu ..Sesi ruhumu dinlendiriyordu... ıslanmak istedim atında... Karışmak istedim sularına...Sonra yolcuları,dışarıda kalanları düşündüm. Bana huzur veren yağmur onlar için zorluk muydu? Ulaşmak istedikleri yere ulaşmalarına engel miydi? ’’Allah’ım bütün yolcuları koru kazasız belasız yerlerine ulaşmayı nasip eyle... dışarıda kalanlara yardım eyle...’’ Ansızın gelen seslerle irkildim... Bu seslerde neyin nesiydi? Sesin geldiği tarafa baktım..İçim ürperdi birden...Bir grup insan omuzlarında bir tabutla geliyordu sanki...İnanmakta zorlandım..Sokak lambalarının altına gelinceye kadar da emin olamadım...Evet bir tabuttu...Dört kişi omuzlarına almış,arkasında da birkaç kişi... Bir anlam veremedim...Saate baktım üçe geliyordu... Neden bu saatte ve nereye gidiyorlardı.. Buralarda mezarlıkta yoktu.. Gözlerimi kapattım..Elimi sineye koydum... Tekrar baktım....Kimse yoktu... yoktu. Allah Allah....Anlam veremedim..Hayal mi görmüştüm.Göz yanılması mıydı yoksa...Dalmıştım belki de... Kaldırımın kenarında duran kediye takıldı gözüm...Sırılsıklam olmuştu... Sığınacak kuru bir yer bulamamış mıydı acaba? Sesimi duymadığını b... Devamı

20 06 2011

Gelebilseydik Bir Kerecik Gözgöze,Ey Yaşamak

Ayna ve kadın... Tahmin edileceği üzere uzunca bir süredir birbirlerinin yüzüne bakıyorlar. Kadın güzelleşme telaşında. Dudaklarını kızıllaştırıyor önce. Rujun ucu aynada geziniyor. Yanaklarında utangaç bir allık beliriyor.     Fırça aynanın yüzünde geziniyor. Saçlarına geliyor sıra. Takılar aynaya takılıyor. Kulağının aynadaki görüntüsüne bir küpe resmi iliştiriyor. Boynunun göründüğü yere güzel bir gerdanlık çiziyor. Hayır, hayır! Ayna karşısında bir makyaj değil bu. Ayna üzerinde! Kadın kendisini değil de aynadaki görüntüsünü süslemektedir. Makyajını aynanın yüzüne işlemektedir. Bir o kadar garip, bir o kadar da acı... Makyajının bittiğini düşünüp gitmeye kalkarsa... Derin bir hayal kırıklığı. Buruk bir hüsran. Tuhaf bir aldanış. Aynaya yapılan makyaj ne aynaya yakışır, ne de ayna karşısında duraklayanda kalır. Kadının yüzüne, saçlarına, kulaklarına, gözlerine yapıştırdığı ziynetler çözülür. Adımını atar atmaz, makyajı dağılır. Ardı sıra gelmez güzelliği. Hepsi ayna üzerinde kalıverir. Gençliğiyle ve gençliğine denk gelen güzelliğiyle övünen bir insanın da farklı bir şey yapmadığını düşünüyorum. Söz gelimi 2008 yılında gençliği ve güzelliğiyle övünen biri, büyük bir ihtimalle 2008 yılında genç olma sırasının kendisinde olduğunu da biliyor olmalıdır. Biliyor (mu?) Sadece sıranın kendinde olduğunu. Ama sadece sıranın kendine geldiğini. Sıra dediğin gelir de geçer de. Yirmilik delikanlı şimdi aynalara bakıp övünüyorsa, övündüğünden çok yerinme ve utanma da borçlanır. Niye mi? Henüz sıranın kendisinde olmadı... Devamı

20 06 2011

Sanduka-Bir Anneye Refakat

Ne zamandır aklımda idi… Fakat yazmaya bir türlü fırsat bulamamıştım… Kısmet bugüne imiş… Gecenin hüznüyle hemhal olarak çıkacağımız bu yolculuğumuzda kime refakat edeceğiz dersiniz?... BİR ANNEYE… Bir insanın sahip olabileceği en muhterem, en muhteşem ve en mübarek varlıktır ANNELERİMİZ… Peygamber Aleyhisselamın (s.a.v); "Cennet annelerin ayağı atındadır."[Kenz-ül Ummal, Hadis: 45439.] Ve yine; "Annelerin ayaklarının altı, cennet bahçelerinden bir bahçedir", övgüsüne ve müjdesine muhatab kılınan nurlu insanları en kalbi duygularla selamlıyor ve hürmetlerimi arz ediyorum… Yaratanımız, Cenneti annelerin ayakları altına sermiştir… Ne zaman “Cennet annelerin ayağı altındadır” kutlu sözü ile karşılaşsam, geçmişte yaşadığım bir olay hemen aklıma gelir… Bu vesileyle olayı sizlere de aktarmak istiyorum…     Çok satan ama bu milletin inancından ve değerlerinden habersiz bir gazete, birkaç yıl önce, anneler günü vesilesiyle bir sayfa hazırlamış ve sayfanın bir köşesine de şöyle bir ibare koymuştu: “Cennet annelerin ayakları altındadır.” TÜRK ATASÖZÜ… Alın size; “Bu sene kurban bayramı hac mevsimine denk geldi” türünden bir firaset (!) örneği daha… Bir aydın tipi düşünün ki, içinden kopup geldiği topluma önderlik etmesi gerekirken; tam aksine, kendi halkına ve onun değerlerine temelden karşıdır ve üstelik halkıyla ve değerleriyle sürekli bir harp halindedir. İşin traji-komik yanı ise, bu savaşını da halk adına yaptığını söylemesidir. İster aydın olsun, isterse sade bir vatandaş; her insan tercihinde elbette hürdür… İçinde yaşadığı toplumun inanç ve de... Devamı

20 06 2011

Lokma

Hiç yaşadınız mı bilmiyorum… Hani tek katlı, bahçeli, müstakil evlerin olduğu bir mahalle düşünün… Hani vaktin geceyarısı olduğunu düşünün… Hani akşama kadar lapa lapa kar yağmıştır da, her taraf beyazın cümbüşüne dönmüştür… Hani evler kardan elbise giymiş gibidir de, tüten bacalarıyle pek bir hoş görünür… Hani ağaçlar dantel dantel süslenmiştir de, taze birer gelin gibi süzülür durur karşınızda…. Hani sokak lambaları nur saçan birer kandile dönmüştür de, her daim nöbettedir.… Ne muhteşem bir uyum içindedir… Gecenin siyahıyla, karın beyazlığı… Gecenin soğuğunda karın sıcaklığı…   Hani bir de Ay’ın şavkı vurur da yakamozları kıskandıran bir ışıltı kaplar ortalığı…. Ne doyumsuz bir manzaradır, bilir misiniz ?...   Dönüp etrafınıza baktığınızda; büyülenir kalırsınız gördükleriniz karşısında… Bir duygu seli kaplar yüreğinizi… Hüzünle karışık buruk bir tat bırakır sol yanınıza… Geceye bürünmüş sokaklarda yürürken tek başınıza… Tılsımlı bir sessizlik kol gezer dört bir yanınızda… Her sokak Picasso’dan bir tablo gibidir karşınızda…. Muhteşem manzarayı temaşa ederken, sessizliğin senfonisini dinlersiniz… Ne hoştur karda yürümek…. Hani bastıkça bembeyaz kara… Tek bir ses duyarsınız her adımda: KIRT !!!... KIRT !!!... KIRT !!!... Dönüp baktığınızda ardınıza … İzler görürsünüz, size çok aşina… ---------------------------- Evet dostlar; gecenin hüzne dönüşen bu anında, çocukluk dönemimdeki kış mevsimine uzandım biraz&hell... Devamı

20 06 2011

Sana Geldim

Şeytan pusuda, gözleri hep insanoğlunda… Boş durmuyor hiç. İyiliklere, ibadetlere ve hayırlara kem gözle bakıyor. Çalmak istiyor insanoğlunun kalbini, batırmak istiyor yerin dibine... Öl diyor, öldür diyor. Şeytan pusuda, özellikle mübarek zamanlarda, gözleri hep insanoğlunun adımlarında... Atıyor kuşkusunu yüreklere; ölü toprağı serpiyor, dirilerin üzerine.   Kalk ey insanoğlu, derin bir besmeleyle! Kalk da tanı düşmanını, çaldırma kalbini, çaldırma ömrünü ve iyiliklerini. Koş Rabbine. O’nun koruması altına gir. Zayi olmaz O’na sığınan. Dertlenme, kederlenme Rabb’e sığındıktan sonra... Ben geldim Kapına geldim; boynum bükük, çarelerim kayıp. Kapına geldim; ellerim koynumda, yüzüm yerde... Söyleyecek bir sözüm yok, dermansızım halim yaman. Sana sığınmaktan başka çarem yok, ömrüm perişan!... Dertlerimi, kederlerimi, hüzünlerimi, sevinçlerimi, Senin Rahmetine bırakıyorum usulca. Çare gerek bana! Çarem Rahmetin, çarem affın, çarem merhametin... Öylesine ağır ki zamanın yükü, öylesine acıtıyor ki beni sensizlik, yıkılıyorum. Sırtımda günahlardan bir kambur, ağlanacak halime gülüyorum... Seni bir an unutmakla yüreğimi öldürüyorum, bilmediğim kuytu köşelere gömüyorum, biliyorum. Unutunca seni bitiyor çarelerim, yapayalnız kalıyorum, üstüme yıkılıyor koca şehirler. Altında kaldığım dünya, Seni fısıldayan duygularımı eziyor birer birer. İşte, burada başlıyor günah çizgim. Yani Sen’i unutunca ey Rabbim, yeniliyorum günahlara, heybem zaten dolu, biraz daha dolduruyorum yeni günahlarla… Kendini bilmeyince, Rabbini de bilmeyen nasipsizlerden ... Devamı