18 09 2011

Hüzün,Ak-Paktı,Garipti

Hüzün,Ak-Paktı,Garipti |  görsel 1

    biz hüzne sahip ol/a/madık katışıksızdı hüzün, ak-paktı garipti, yalnızdı, saf ve berraktı dua idi bazen, bir sığınaktı biz hüzne sahip ol/a/madık! öteledik hor ellerle, kem dillerle, hoyrat duyguların gerisine iteledik ‘bize en son sen gerek, elbet sana da sıra gelecek’ dedik gülelim, az biraz mutlu olalım, istedik biz hüzne sahip ol/a/madık ”Dostum” diyemedik hiç Efendiler Efendisi (aleyhissalatu vesselam) gibi dost belleyemedik onu yüreğimizle bir türlü tanıştıramadık sinemizde ufacık bir yer ayır/a/madik ona şöyle hazin bir sohbetle mahzun ol/a/madık ne vicdanımızda bir sızı ne de kalbimizden bir yol bulamadık hüzne biz hüzne sahip ol/a/madık kaçtık, köşe bucak saklandık hüzünle bulunmak; hüzne bulanmak; hüzne bilinmek istemedik. biz hüzne sahip ol/a/madık … (Melâl) hüzünle, dostça kalınız… ... Devamı

18 09 2011

Sükut

Devamı

15 09 2011

Ene'l Aşk

  “Suyu bildin mi Çelebim?” “Lütfedip bildirirsen Lalam” “Su, hayatın aynıdır. Hayat sudan ibarettir. Can olan ne varsa nebatatta, hayvanatta ve adem oğlunda, suyu çekip aldığında ondan hayatı da alırsın…” “Doğrudur Lalam” “Su temizler, tâhirdir. Susuz kalan nesne kirlenir. İnsan kendini de nefsini de su ile temizlemelidir” “Hakikattir, Lalam” “Ve dahi su muallaktır, kalb gibi. Durduğu gibi durmaz, değişir. Gâhi buhar olur göğe uçar, gâhi buz olur yerinde kâvi kalır.” “Ben su gibi miyim Lalam?” “Senin özün topraktır ve dahi tabiatın 'ebu tûrab' olsa gerektir.” Çelebi bir nice zamandır zihnini meşgul eden düşüncelerde yüzüp giderken beş vaktin beşinde de bulunması gereken yerde birkaç defa yokluğunu hissettirmişti. Ders esnasında da zihni bir yerde takılıp kalıyordu. Geçip giden o hadiselerden sonra sükûnete ermişken Çelebi’nin bu hali Lalasını endişelendirmişti. “Toprağı bildin mi Çelebim ?” “Lütfederseniz öğrenirim Lalam.” “Toprak, suyun vatanıdır, hayatın var olduğu, varlığın kendini bulduğu yer. Toprak cesettir, su ona can verir. Ademoğlu topraktandır” “Lalam öyle buyurursun da lakin ben etten kemikten bir beden görürüm. Toprak nerdedir.” “Çelebim günlerdir bunu mu düşünür?” “Çok şey düşünürüm amma bu sualime cevap değildir ?” “Sualine cevap da vardır. Bilmez misin, ol Hüdai ‘Nebi idin dahi Adem dururken mâ ü tin içre’ der. İnsanı yoktan var eden onu balçıktan halk etmiştir. Balçık, su ve topraktandır. Dersin... Devamı

11 09 2011

Yüce Erdemler Duası

Yüce Erdemler Duası |  görsel 1

                              Allah´ım, Muhammed ve âline salat eyle ve benim imanımı en kâmil iman, yakinimi en üstün yakin kıl; niyetimi niyetlerin, amelimi amellerin en güzeline ulaştır. Allah´ım, lütfunla niyetimi halis kıl; katındakine (rahmetine) yakinimi doğrult; kudretinle bozulan durumumu düzelt.  Allah´ım, Muhammed ve âline salat eyle ve beni meşgul edecek sorunların çözümünde bana yet; yarın hesabını soracağın şeylerle uğraştır beni; günlerimi yaratılışımın amacı olan ibadetle geçirmemi sağla; beni zenginleştir; rızkımı bol eyle; rızkı beklemekle beni imtihan etme; beni aziz kıl; kibre duçar eyleme; sana kul olmaya muvaffak eyle; kulluğumu, ibadetimi ucb (kendinden ve yaptığından hoşlanmak) ile fasit etme; benim elimle insanlara hayır ulaştır; minnet edip de onu batıl etmeme engel ol; yüce huyları bana ihsan et ve övünmekten beni koru.  Allah´ım, Muhammed ve âline salat eyle ve beni insanların gözünde bir derece yükselttiğinde kendi gözümde bir derece düşür; bana insanlar arasında açık bir izzet verdiğinde kendi yanımda aynı ölçüde gizli bir zillet ver. Allah´ım, Muhammed ve âl-i Muhammed´e salat eyle ve beni (başka hiçbir şeyle) değiştirmeyeceğim güzel bir hidayet, asla vazgeçmeyeceğim hak bir yöntem ve şüphe etmeyeceğim doğru bir niyet ile faydalandır. Ömrüm sana itaatle geçtiği sürece beni yaşat. Ömrüm şeytanın otlağı olduğunda, öfkene yakalanmadan, gazabın kesinleşmeden ruhumu kabzet.  Allah´ım, ayıplandığım kötü hasletimi ıslah et; kınandığım çirkin huyumu güzelleştir ve eksik olan güzel sıfatımı tamamla. Allah´ım, Muhammed ve &aci... Devamı

11 09 2011

Dejad Gity/Farid Farjad

...Sözler işittim… Bana sözü sevdiren ve yakınlaştıran, sözü Yaratan'a.  Ve sözler bildim beni kendimden uzaklaştıran. Sözler ki halden hale akleden kalbimi/zi evirip, çeviren.  Çoğaldı söyleyecek sözüm ve misli susuşlarım. Hep böyle midir sancısı olanın alnındaki kadim dövme. Karnı burnunda atlar gibi olgunlaşmışken, düşürdüğüm onca şey aklımdan, hep kalbimdeki tokmakların zamansız vuruşundandır . Bu yüzden belki de geceleri yüzümü sadece ateşe verdim.  Ateşe verdiğim bir tek yüzümdü. Gündüzleriyse at üstünde rüzgara savurmaktı niyetim, ruhumun kanatlarına inat, bileklerime asılan gam torbalarını. Bir hayat nasıl temize çekilir akıl ve kalp müsveddelerinden.  Sordum, soruşturdum, denedim. Ki ben henüz okuma bilmez bir ümmiyim.  Aklımı başımdan aldı kainatı hecelemek tutkusu...     (Alıntı) Devamı

11 09 2011

(SonGÜL İçin) Geri Döner mi?

(SonGÜL İçin) Geri Döner mi? |  görsel 1

SEVGİLİ SONGÜL..Aylardır mısralarımın yürekten paylaşıldığına inandığım ve göznurunu ,gönül mısralarını esirgemeyen zarif insan.. Varlığının yansımaları bende o kadar değerli ki,dilerim hep mutlu olasın.. Bil ki istediğin an buradayım..Allah senden her daim razı olsun sevgili kardeşim..Sen yüreği paylaşansın.. Unutulmayacaksın   Yollar bizimdir diye kalktım ayağa.  Bir kuş başını eğdi.  Bir bulut eğildi. Ay dost.  Canım hey.  Uzaklar sağa düştü, dağların gölgesi geceye düştü, deniz avuca düştü. Ayağa kalktım ve ay dost, ayaklarımla aramda kopan ihtilafa ne beş noktalı ayakkabılar ne serçe parmağın uzlaştırmacı yaklaşımları çözüm oldu. Bir bulut bildi beni. Bir de bulut... Çünkü ay dost bulut, gördü ve bildi. Bildi ve gitti. Gitti ve… Ayağına ip bağladığım bulutlar ne gece bildi ne gündüz de gitti gelmedi. Hep merak ederdim çocuk başımla ayağımda sümerbank ayakkabı, üstümde ağabeylerimin eskileri, işte şimdi giden şu bulut, dönüp tekrar ne zaman gelecek? Meğer dünya yuvarlak değilmiş. Meğer ben her buluta bir isim vererek sedamı ozona yollamışım. Meğer ben… Seslensem kim duyan beni? Arasam, yollara taşsam, ayaklarımla helalleşsem. Yasımı basıverse şehir, Gürültülerle raksa çıksa bulutlar, “Yüce dağdan aşan yollar bizimdir” dese Muharrem Ertaş usta. Korkunç güzel tamlamasına buz katsam, lodos gibi girsem karın böğrüne, erisem, eritsem; yansam, yaksam… Acep, Aşk namlı bulutum geri döner mi?     Kerem Dağlı ... Devamı

21 06 2011

Noktalama İşaretleri

  Uzun ince bir yolda yürüyorum. Sevdiğime giden yolda… Yürürken, ayağıma incecik bir şeyin battığını farkettim. Ah evet, bir virgüldü bu… Benden önce okuluna giden bir öğrencinin kitabından düşmüş olmalıydı. Ah, şu çocuklar, ilk okumaya başladıklarında virgülleri gereksiz görürler. Yeni yeni tanıdıkları kelimelerin arasında ayrık otu gibi duran bu tuhaf garip şeyleri pek sevmezler. Yazarken de en çok virgülleri unuturlar. Hemen cebime attım bulduğum ilk virgülü… Böylece sevdiğime daha çok şey söyleyebilecektim. Daha uzun cümlelerle ifade edebilecektim kendimi… Ona iltifat ederken bir çok güzel sıfatı arka arkaya sıralayabilirdim… Aralarında virgüller olan güzel sıfatların hepsini ona söyleyebileceğimi düşününce, sevinçle bağırmak istedim. İçim içime sığmıyordu. “Ne güzel” diye bağıracaktım ki, boğazım düğümlendi. Duygularımı haykıramadım. Tam o sırada, elime sıcak bir şey dokundu. Evet, bir ünlem işaretiydi bu! Biraz önce yoldan bağıra çağıra geçen gençlerin ağzından düşmüş olmalıydı. Ah şu gençler… Olur olmadık yerde ünlem kullanırlar. Ağızlarında sakız gibi çiğnerler ünlemleri. Heyecanlarını ünlemlerin sivri uçlarına asarlar. Ben de kulağıma küpe yaptım bulduğum iki ünlemi. Artık haykırabilirdim aşkımı.. Hep tek düze konuşmak yerine, heyecanlarımı sevgi sözlerine yükleyebilirdim. Yürümeye devam ettim. Kendimden emindim. Bütün sorularını cevaplamış, bütün şüphelerini gidermiş bir yetişkin olarak adımlıyordum tozlu yolu. Derken, saçlarıma bir şeylerin takıldığını farkettim. Elimle çekip aldım. Bunlar soru işaretleriydi. Biraz önce altından geç... Devamı

21 06 2011

Ney ile Gözyaşı

  Bir alev halinde düştün elime Hani ey gözyaşım akmayacaktın? Orhan Seyfi Orhon Hani Refref Süvarisi’nin sözüdür:   ‘‘Hiçbir damla yoktur ki o, Allah katında O’nun korkusuyla dökülen gözyaşı damlasından veya Allah yolunda akıtılan kan damlasından daha makbul olsun.’’   Gözyaşına ne diyebilirim ki!.. Dizi dizi şiir desem haksızlık olur; tane tane inci desem yetersiz kalır. Akın akın yabanlara giden de, uzak uzak sevdaları yakın eden de odur çünkü… Sevgilinin geleceği yolları sulayıp süpürmek içindir o; sultanlar ayağına düşürmek içindir. Bütün boşluklarını o doldurur ömrümüzün… Söylenmedik sözler yerine o vardır yanımızda. Sevdaya dair yeminlerden sonra ve gülleri saran dikenlerden önce o vardır. Zamandan geriye düşmüş acılar için, manada biçimleri yitiren sancılar için; aynalarda eriyen sırlardan taşarak, ucu kıyamete çıkan asırları aşarak; gerçekten daha gerçek kelamlarda, ve Güzeller Güzeli’nden vuslat müjdeli selamlarda hep o vardır, hep o vardır… Bir gözyaşı, gül mevsiminde güle karşı akarsa aşk olur adı; sevgiyi damıtır en derin yerinden. Suçlardan sonra tenha gecelerde akarsa tövbedir tadı; gönülleri arıtır en kara kirinden. Bir gözyaşı, bir cevherdir, ateşten kaynayan. Özü sudur ama avuçta bir yalım, gönülde bir yangın olur. Bir ateştir aslında o, dumanı ah ile çıkan. Onun içindir ki yıkayarak yakar, yakarak yıkar. Arıtır ve eritir; temizler ve gizler… Fazilettir, diyettir… Bu yüzden denilir ki, gözyaşı yiğitler kârıdır ve civanmertler vakarıdır. Şaire unuttuğu mısrayı bir gözya... Devamı

21 06 2011

Ey Masum Kalbim

  Ey bir tarafta sevgileri bir tarafta hüzünleri besleyen kalbim Ey Leyla ile Mecnunun aşkına eş değer bir aşkı büyüten kalbim Ey duygularımı kanatıp içimi kan gölüne çeviren yabancı Ey içimde birike birike esrarlı bir yara haline gelen sancı Al götür beni umutların tükendiği beldeye Ey yılanların kalbini doyuran toprak Ey insanı istek ve arzularıyla birlikte yutan ıstırap Yeşert sevgi güllerini, büyüt barış ağacını Ey en kutsal sevdalara yardım ve yataklık eden kalbim Yeşert sevgi güllerini, büyüt barış ağacını Ey bir tarafta sevgileri, bir tarafta hüzünleri besleyen kalbim Ey Leyla ile Mecnunun aşkına eş değer bir aşkı büyüten kalbim Ey gül bahçelerinde kaybolmuş bülbüller, Ey bahçemi beğenmeyip küçümseyen sümbüller Yeşertin sevgi güllerini büyütün barış ağacını Ey mutluluk kütüğünden filizlenip büyüyen hüzün Büyüttüğün dallara yuva kurşun yetim kuşlar Gölgesinde barınsın tanımsız duyguların çocukları Ey sonsuzlayım uzanan aydınlık sevdamın sahibi Al götür beni İbrahim’in ateş çemberine Ey bir tarafta sevgileri, bir tarafta hüzünleri besleyen kalbim Ey Leyla ile Mecnunun aşkına eş değer bir aşkı büyüten kalbim Al götür beni Yusuf’un rüya tahtına Al götür beni Yusuf’un zindandaki bahtına Ey karşılıksız dostluklara evini açan kalbim Al götür beni Eyyüb’ün çile mesaisine Ey dünyanın en saf, en kaim duygularının mekânı olan çocuk Al götür beni masum bakışların mutluluk özlemine Gözlerimden denize yansıdı hazin bir dekor Açıl sır perdesi artık açıl, nedir sırtı... Devamı

21 06 2011

Sana Şefkat Eden Bir Rabbin Var

  O’nunlasın herzaman… bütün internet bağlantılarından daha hızlı, tüm kısa mesajlardan daha doğrudan, tüm plastik kahramanlardan daha gerçek, tüm tv dizilerinden daha dostça.. O varken “yalnızlık” sadece bir kelimedir. O’na yakın olduğun oranda yalnız değilsin. O’ndan uzaklığın oranında yalnızsın.. Sana şefkat eden bir rabbin var : sahipsiz değilsin. O seni ve diğerlerini şefkatle terbiye ediyor. Herkesi merhametinin kucağında ağırlıyor. O seni sevdiği için var eyledi. Seni severek var eyledi. Senin varlığından hoşnut. Senin varlığın O’na yük değil. Büyük bir ateşten küçük bir çıra tutuşturulsa ateşten ne eksilir ? Yaşaman O’na ağır gelmez. Seni beslemek ve büyütmek O’na zor değildir. Senden sadece verdiklerine teşekkür etmeni istiyor. Hem böylece sana sonsuzca vereceğini de müjdeliyor. Sen ona nankörlük etsen de, üzerinden kudret elini çekmiyor. Sen onu unutsan da, sana küsmüyor. Sadece hatırlamanı istiyor. Bekliyor ; sabırla bekliyor.. Doğum gününü hatırla.. doğduğun gün dünyadakiler için sıradan bir gündü. o günün en fazla bir yıl öncesinde, dünyaya geleceğin konusunda kimsenin fikri yoktu. Sen yoktun, yok olduğunu sen bile bilmiyordun. Hiç gelmeseydin dünyaya, kimse yokluğunu fark etmeyecekti. Ne özleyen olacaktı seni , nede yolunu gözleyen.. Annen baban bile senin eksikliğinden yakınmayacaktı. Sen olmadın diye kimse mutsuz olmayacaktı.. İstersen , dünya tarihini doğduğun günden önce ve sonra diye ikiye ayır. Doğumundan önce seni hiç kimse anmıyorken, yaratıcın andı. Seni varlığından önce O sevdi. Sen yokluğunun farkında değilken, senin var edilmeni diledi. Hatta... Devamı

21 06 2011

Rabiatü'l Adeviye'nin Duası

  YA RABBENA!!! Yaralıyım, kimsesizim,kalbim hüzünle dolu ve hepsinin çilesi güçsüz omuzlarımda. Gündüzüm cefa yurdu, gecem hüzün beşiği. Ama ben sadece sabır ve tahammüle hazırım; Madem ki kader kalemi senindir, razıyım,memnunum.Sukunetimi bozamam. Zikrim, halimi şikayet değil, bilmektesin. Sen benden razı mısın, tek merakım budur. Bu da benim sabırlı, güzel kulumdur der misin meleklerine? Kimsesizdir, onun kimsesi benim, der misin? Razıyım onun kulluğundan, haline duasından, kaderine tevekkülünden. Rabbini seven,Rabbi tarafından sevilendir, buyurur musun? İşte benim kaygım, ümidim, arzum bunlara, Sen de bilmektesin...." - Aşk ile hu -   Devamı

20 06 2011

Hasudun Hasedinden Sakın

Yusuflar çirkinlerin hasetlerinden, kıskançlıklarından gizlenirler. Güzeller de düşman şerrinden adeta ateş İçinde yaşarlar. Yusuflar kardeşlerinin hilesi yüzünden kuyu içindedirler. Çünkü o kardeşler haset yüzünden Yusuf’u kurtlara verirler. Haset yüzünden Mısır Yusuf’unun başına neler geldi? Haset insanların kalbinde pusuya yatmış iri bir kurt gibidir.   Çok yumuşak huylu olan Yakup (a.s.) Bu haset kurdundan ötürü Yusuf’un üstüne titredi. Zahiri, gözle görülen kurt, Yusuf’un etrafında dönüp dolaşmadı, fakat kardeşlerinin hasedi, yaptıkları kötülükler ve vicdansızlıklarla kurtlan da geçti. Bu haset kurdu Yusuf’u parçaladı da; "Biz onu elbiselerimizin yanına bırakmış gitmiştik. Onu kurt kapmış." Diye kardeşleri tatlı sözlerle özür dilediler. Yüz binlerce kurtta bu hile, bu düzen yoktur. Bu haset kurdu, sonunda rüsva olacaktır. Sen sabret. Herkesin kötülüğünün cezasını göreceği kıyamet gününde, hasetçiler şüphe yok ki kurt şeklinde haşr edileceklerdir. Haram yiyen, gözü hırsla dolu kişi de o hesap gününde domuz şeklinde görülecektir. Zina edenlerin bedenleri, şarap içenlerin de ağızlan pis pis kokarak dirilecektir. Dünya'da yalnız gönül sahibi ariflerin hissettikleri, gizli kalan pis kokular mahşerde ortaya çıkacak, herkes tarafından duyulacaktır. (İbrahim) Dedi ki: "Siz gerçekten, Allah 'ı bırakıp dünya hayatında aranızda bir sevgi-bağı olarak putları (ilahlar) edindiniz sonra kıyamet günü, kiminiz kiminizi inkar edip tanımayacak ve kiminiz kiminize lanet edeceksiniz. Sizin barınma yeriniz ateştir ve hiçbir yar¬dımc... Devamı

20 06 2011

Kalbinize Bir Bakın

Önce sevdim. Sevdiğimi öğrendim, sevebileceğimi farkettim. ...Sevdikçe kendimi kainatla topladığımı gördüm.     Affetmeyi öğrendim: Affetmenin,dostlarımı 10la çarpmak olduğunu fark ettim. ... Pişman oldum: Pişman olduğumu itiraf ettim; pişman oldukça hatalarımı küçük, anlaşılır ve bağışlanabilir parçalara bölebildiğimi gördüm. Ha...tırlamayı öğrendim: Hatırladıkça sevgilerimin kare kökünü bulup, onlardan hüzün çıkardığımı fark ettim. Değer vermesini öğrendim: Değer verdikçe sevgilerin küpünü bulup,onları mutlulukla çarpabileceğimi gördüm. İltifat etmesini öğrendim: İltifat ettikçe insanlarla aramdaki en kısa mesafenin bir tebessümün resmettiği bir çizgi olduğunu gördüm. Özür dilemeyi öğrendim: Özür diledikçe nefretin ve öfkenin sonsuza bölündüğünü böylece dargınlıkların limit sıfıra giderken yok olduğunu fark ettim. Hüzünlendim: Hüznü sevdim,hüznün kalbime dokunmasına izin verdim. Böylece bütün mutlulukların ve zevklerin sonunda ayrılık çizgisine teğet geçip geri döndüğünü gördüm. Ve bir gün öleceğim: Kesinlikle öleceğim ve öldüğüm gün anlayacağım ki; yaşadığım hayat,paydası sonsuzluk olan basit bir kesirden ibaretmiş. Tüm bu işlemlerin sağlamasını yapmak isterseniz, kalbinize bir bakın. Dr.Senai DEMİRCİ    ... Devamı

20 06 2011

Zaman Nedir?

Dünya hareket ediyor, gün oluyor, gece oluyor, ay oluyor, yıl oluyor, "zaman" oluyor... Atomun etrafındaki elektronlar hareket ediyor, "madde" oluyor.. Ve biz de hareket ediyoruz. İlk hareketimiz daha sadece bir hücreden ibaretken oluyor...   Dünyaya gelişimiz, maddeye bürünüşümüzle oluyor.. Ruh, maddeye büründüğünde bizim için "zaman" kavramı ortaya çıkıyor..İşte zaman, aslında "Tahavvülat-ı zerrat" ile yani; maddenin özündeki o atomların dönüşü, o zerrelerin hareketiyle oluyor.. Biz de şu kainatta cismen ancak bierr zerreyiz ve bizim "zamanımız" da bizim harekatımız ile oluyor... Küçümsediğimiz günlük hayatımız, çabuk ve hızla geçtiğini ifade ettiğimiz "zaman" aslında hem küçük, hem büyük..Hem hızlı, hem de bütünüyle düşününce bir tiyatro sahnesinde bir perde, bir oyunun sergilenişi gibi..Her kelimesi, dekoru, harekatı önemli.. Önemli ve hayatın -tabiri caizse- tek perdelik oyunun şeklini belirleyip sonsuzluğa "mahdut-sınırlı" bir imza atan..Sonsuz varlığını da o imza ile kazanacak olan zerrelerin hareketi işte "zaman" !... Sınırsızlıktan gelip sonsuzluğa uzanan "dünyanın dışındaki" var oluş, bize sınırlı ve sayılabilir bir zamanda tanıttırılıyor.. Bu mahdutluktan, sonsuz bir semere, sonsuz bir rütbe alalım da, bu harekatımız bizler için bir terhis yeri olsun diye..Herkes sonsuzlukta gideceği yeri bu imtihan sahasında belirlesin diye.. Şu mahdut gözlerimiz, Rabbin "sınırsız" görmesini, şu mahdut-sınırlı zihnimiz, Yaratanın "sınırsız" bilgisini fark etsin ve bizde yerleştirilmiş olan nice sıfatın Yaratıcı'da nasıl olacağını hayal ettirsin, tanıttırsın, sevdirsin diye...... Devamı