20 10 2011

Görmek İçin Bilmek Gerek

Görmek İçin Bilmek Gerek |  görsel 1

El Mütekebbir… Büyüklüğün kemalinde her şeyden yüce her kötülükten münezzehkullarına zulmetmekten beri her şeyde her işte ve hadisede aklın ve vehmin anlayış kabiliyetinin çok üstünde olan azamet ve yüceliğini gösteren… Cenab-ı Hak yarattığı her bir varlıkla bütün bir kainat ve içindekiler ile gönderdiği peygamberleri ve kitapları ile varlığını birliğini ve yüceliğini en etkili şekilde anlatmaktadır. Yüce ve son hak kitap olan Kuran-ı Kerimde Cenab-ı Hak kulları ile adeta konuşmaktadır. Birbirinden güzel ve engin manalar taşıyan isimleri ile de kendisini kullarına en doğru şekilde tanıtmaktadır. İnsanoğlu varlığını bildiğini gözleri ile de görmek ister. Hz Musa Peygamber Tur-u Sina dağında Allah (c.c) ile konuştuğu halde konuşmak ile yetinmemiş O’nu görmeyi çok arzulamış ve bu arzusunu da dile getirmişti. Cenab-ı Hak bu istek üzerine dağa tecelli etmiş ve dağ şiddetle sarsılmıştı. Buna tanık olan Hz. Musa kendinden geçmişti ve ayıldığı zaman dünyada iken ve başlarımız üzerinde taşıdığımız gözler ile Allah’ı göremeyeceğimizi anlamıştı. Mümin bir kul ancak kalp gözü ile maneviyat ile Allah’ı görebilir onun varlığını temaşa edebilir. Yaratılmışlara bakarak her birinde Allah’ın varlığını hissedebilir. Hikaye edilir ki: “Bir gün bir adam ellerini açıp yalvarmış: "Allah’ım! Konuş benimle!" Tam o sırada bir çayırkuşu adamın bahçesinde en son şarkısını söylüyormuş. Ama adam çayırkuşuna hiç kulak vermeyerek yakarmaya devam etmiş: "Allah’ım! Konuş benimle!" Az sonra hava aniden kapanmış gök gürültüsü ve şimşekle birlikte kuvvetli bir yağmur başlamış. F... Devamı

20 10 2011

Dön Semâzen

  Dön Semâzen… Halka halka küçülen bir noktasın sen… Nokta nokta küçülen bir yoktasın sen… Dön Semâzen… Kalp diyârına dön. Bir ayçiçeği sûretiyle yüzünü dön Şems/e. Ve bütün vücudun vecde gelsin güneşe dönüşünle. Dön Semâzen… Ben’den uzak ol Mevlânâ gibi bedeni bırak… Dünyaya dair ne varsa üzerinden at… Öyle bir geç ki mâsivâdan postunu da bırakdön de Dost’una bak… Mey rengine kanarak ve ney sesine yanarak… Döne döne Dost’una yaklaş. Aş bütün engelleri. O’na yakın ve kendinden ırak aşkınla… Yan ve dön… Yan ve sön… Dinle sözümü sana direm özge edâdır Derviş olana lâzım olan aşk-ı Hüdâ’dır Âşıkın nesi var ise maşûka fedâdır Semâ sefâ câna şifâ rûha gıdâdır Siyah hırkana nakıştır toprağa karışan nefsin. Ve sikken mezar taşıdır başında. “Kün” dendi ve sen “ol”dun. Şimdi ölme vaktidir. Sıyrıl dünya telaşından ayrıl tac ile tahttan… Koy başına sikkeni… Ol ve öl genç yaşında. Döndükçe savrulan eteğin mezarda sana tek yârendir. Bilirsin kefen beyaz bir tennuredir. Ten nura gark olur; beden eriyerek yok olur “ben” ötelerin ışığında kaybolur. Kefen sana beyaz bir tennuredir. Ten nura gark olur; ruh tendeki nurun huzuruna kavuşur. Ten ve ruh… İnsan bir sûredir ölüm bir âyet… Gerisi vesâiredir. Ey sofî bizim sohbetimiz câna şifâdır Bir curamızı nûş edegö... Devamı

20 10 2011

Kalplerimiz Neyin Kabıdır?

  Mansur bin Ammar kalpleri muhtelif kablar olarak tasnif ediyor şöyle ki; * Ariflerin kalpleri zikir kabıdır. Zahitlerin kalpleri tevekkül kabıdır. Sabırlı fakirlerin kalpleri kanaat kabıdır. Tevekkül ehlinin kalpleri rıza kabıdır. Dünya ehlinin kalpleri ise aç gözlülük kabıdır.” * Devamı

20 10 2011

Siz Yağmurca Bilir misiniz?

  Yağmur damlası çok yükseklerden ama nazikçe indirilir.  Öylece "rahmet" olur. Kelebeğin kanadına usulca dokunur menekşe yaprağına incitmeden ilişiverir. Söz söyleme makamında olanların çıkaracağı dersler görünüyor burada. Söylediklerimiz çok âli hakikatler olabilir. Ancak bu bize muhatabımızı delik deşik edercesine;  delici tahripkar ve sert söyleme hakkı vermiyor. Her yağmurun hatırlattığı gibi sözü yüksek de olsa  muhatabın kalbine incitmeden ve nazikçe indirmeli;  yağmur damlasının menekşe yaprağına dokunuşu sessizliğinde iliştirivermeli. Siz "yağmurca" bilirmisiniz? Senai Demirci ... Devamı

20 10 2011

Kapı

  Gücünün yettiğini azmini ve gayretini seferber eder ve dahi katık edip kendin açarsın. Kimi küçük bir odaya çıkarır seni kimi uzun bir sofaya kimi alabildiğine geniş ferah bir avluya. Hayat köşkünün mekânlarıdır bunlar. Kimine fazla büyük gelir kimine iyice dar. Kimi kapı da vardır ki onu açınca bir köprü çıkar. Bu köprü hayat yolunun üzerindeki sayısız ve de çoğu dipsiz uçurumu aşmaya yarar. Kimi bu kapıyı açınca pek bir korkar. Hem de öyle korkar ki; onu açtığı gibi hemen kapatır. Kimi de nimet ikram bilir bulduğu köprüyü Yaradan’ına sığınıp üzerinden geçer. Ömrü azmi gayreti ve dahi cesareti nispetinde nasibine doğru yürür. Bâtın kapılara gelince; onların anahtarları aramakla bulunmaz asla. Zira o anahtarla münhasıran Zat-i Kibriya’nın Yed-i kudretindedir. Ancak O dilediğinde açar o kapıları ikram ve ihsanda bulunur kendi katından. Ve yine ancak O dilemedikçe asla açılmaz açılamaz o kapılar. Bazen de açtığı gibi kapatır onları kul liyakat kesbetmeyince. Batın kapılarının açılmasına liyakat ise o makama erme niyaz ve talebinden değil- hâşâ- Hak Teâlâ’ya kulluk makamının haddini her nefes alıp verişinde alabildiğine bilmek ve gözetmekten geçer ancak. Bu da maddi ve manevi varlığının her zerresiyle gözün başka bir şey görmemecesine aklın başka hiçbir şey bilmemecesine gönlün başka hiçbir şey çekmemecesine pak ve kavi diri ve müteyakkız bir şuurla teslim olmaktır O Rabbül Alemin’e!” Münib Engin Noyan Aşk Düşünce Yollara Ktb.dan ... Devamı

20 10 2011

Asil Bir Sükûnetin Dizi Dibinde Nefeslenmektir “İnşallah”

  Varlığın sarp yokuşlarında nefesi kesilir insanın. Dudağına değince “İnşallah!” sözü; varlığı yoktan varedenin yokluğu hiç sebepsiz varlığa doğru genişletenin iradesinden nefeslenir. Zamanın dar köşelerinde sesi eksilir insanın. Sesini bürüyünce “İnşallah!” kelamı zamanı genişletenin ömrü ebede bitiştirenin dilemesinden beslenir. Gündelik telaşların hızla inip kalkan göğsünde aklı daralır kalbi yorulur insanın. Kalbini atınca “İnşallah!”ın asude iklimine aklı aklanır kalbi durulur. Dünyevî önceliklerin hazla gidip gelen sarkacında ruhu hoyratça savrulur insanın. Yüzüne gülünce “İnşallah!”ın muştusu ruhu sılaya taşınır hüzünleri yağmurda ıslanır. *** Asil bir sükûnetin dizi dibinde nefeslenmektir “İnşallah”... “Ben benden ötesine teslimim...” diye/bilenin inşirahıdır “İnşallah”. Kendi varlığının yükünü zayıf omuzlarından atıp hafiflediğinin resmidir “İnşallah”. Kendini kendinden öte taşıyan/taşıran insanın kabuğunu zorlayışıdır “İnşallah”.. “Ben buradayım ama burada kalmaya razı değilim...” diye/bilenin meydan okuyuşudur. Ellerine kudret elinin sarıldığını gözlerine bin kutlu nazarın ışık olduğunu yüzünü çevirdiği her yönde tek ve bir teselli vechinin beklediğini ilan edişidir. Kalbine yüklenmiş dağları bir nefeste silip süpürmektir inşallah. Varlığın koynuna tutunmuş insanı sonsuzluğun ufkuna doğuran bir sızıdır “İnşallah”... *** İnşallah sebeplerin kör kuyusuna uzatılan ışıltılı bir kovadır. Ağaç köklerini ve toprağı kucaklaştıran “İnşallah”tır; toprağa hayat bahşetmektir&... Devamı

20 10 2011

Üç Kader Sorusu

Üç Kader Sorusu |  görsel 1

  "Madem önceden biliyor ne yapacağımızı o zaman ne yaparsak yapalım O'nun bildiğini yapıyoruz. Boş yere uğraşıp duruyoruz. Kaderin mahkûmuyuz." Hemen kalk yerinden bir takvim yaprağına bak. Orada senin de önceden bildiğin şeyler yazılı. Güneşin meselâ üç ay sonraoturduğun şehirde hangi dakikada doğacağını ve batacağını yazmış olmalılar. Artık sen de önceden biliyorsun. Acaba güneş sen öyle bildiğin için mi o dakikada doğuyor? Yoksa güneş o dakikada doğacağı için mi sen öyle biliyorsun? Gördüğün gibi bilmek olmayı belirlemez olmak bilmeyi belirler. Bir iş olmuşsa/olacaksa öyle bilinir. Bir iş nasıl bilinirse öyle olmaz. Öyle bilindi diye öyle olmaz. Öyle bilinecek diye öyle de olmaz. Allah'ın da önceden bilmesi ne edeceğimizi belirliyor değil. Bizi böyle ettiğimiz için O önceden öyle biliyor. Yoksa O'nun da sonradan bilmesini mi arzu ederdin? Zamanı yoktan var eden sence zamana mahkûm mu olsun? O da mı "az sonra"ları beklesin? "Hayır ve şerri Allah'tan biliyoruz. Üstelik böyle iman etmemiz isteniyor. Şer Allah'tan ise ben var olan bir şerri tercih ettim diye bir kötülüğü seçtim diye bana niye günah yazılıyor niye hesap soruluyor?" Sanıyorum en son girdiğin test sınavını unuttun. Sınav kâğıdında her sorunun altında bir doğru cevap dört yanlış cevap yazılıydı. Yanielinde tuttuğun kitapçıkta "yanlış"lar "doğru"ların dört katı fazlaydı. Hiç sınav kitapçığını/kâğıdını hazırlayanlara "Niye bu kadar yanlış yazdınız?"diye itiraz etmek aklına geldi mi? Onların "yanlış"ları yazmaları sence "yanlış" mıydı? E... Devamı

20 10 2011

Sana Geldim

Sana Geldim |  görsel 1

  Şeytan pusuda gözleri hep insanoğlunda… Boş durmuyor hiç. İyiliklere ibadetlere ve hayırlara kem gözle bakıyor. Çalmak istiyor insanoğlunun kalbini batırmak istiyor yerin dibine... Öl diyor öldür diyor. Şeytan pusuda özellikle mübarek zamanlarda gözleri hep insanoğlunun adımlarında... Atıyor kuşkusunu yüreklere; ölü toprağı serpiyor dirilerin üzerine. Kalk ey insanoğlu derin bir besmeleyle! Kalk da tanı düşmanını çaldırma kalbini çaldırma ömrünü ve iyiliklerini. Koş Rabbine. O’nun koruması altına gir. Zayi olmaz O’na sığınan. Dertlenme kederlenme Rabb’e sığındıktan sonra... Ben geldim Kapına geldim; boynum bükük çarelerim kayıp. Kapına geldim; ellerim koynumda yüzüm yerde... Söyleyecek bir sözüm yok dermansızım halim yaman. Sana sığınmaktan başka çarem yok ömrüm perişan!... Dertlerimi kederlerimi hüzünlerimi sevinçlerimi Senin Rahmetine bırakıyorum usulca. Çare gerek bana! Çarem Rahmetin çarem affın çarem merhametin... Öylesine ağır ki zamanın yükü öylesine acıtıyor ki beni sensizlikyıkılıyorum. Sırtımda günahlardan bir kambur ağlanacak halime gülüyorum... Seni bir an unutmakla yüreğimi öldürüyorum bilmediğim kuytu köşelere gömüyorum biliyorum. Unutunca seni bitiyor çarelerim yapayalnız kalıyorum üstüme yıkılıyor koca şehirler. Altında kaldığım dünya Seni fısıldayan duygularımı eziyor birer birer. İşte burada başlıyor günah çizgim. Yani Sen’i unutunca ey Rabbimyeniliyorum günahlara heybem zate... Devamı

03 10 2011

Ruh İçin

... Devamı

03 10 2011

Bugün Yeni Bir Gündür Cancağızım

    Tarlaya gittim bugün. Buğday ekili. Sadece buğdayları seyretmekti muradım. Boğazı seyrediyor gibi oturdum, uzun uzun seyrettim tarlayı. Başları tevazû ile eğili başaklar, rüzgarla eğilip doğrulan başaklar… Bir cigara tellendirdim. Başımın üzerinden “acelesi varmış da çabucak oraya ulaşmak istiyormuş” seriliğinde güvercin kafilesi geçti. Kayaların üzerinden ilgisiz bir bakış fırlattı kartal. Kartal, bismillah diyerek açtı kanatlarını. Günün ilk ışıklarıydı daha. Daha mahmurluğunu ve gecenin ayazını üzerinden atmaya çalışıyordu kertenkele. Elmacık derin bir nefes çekti, nefis bir senfoniye başladı. Dağ-taş, tarla-yaban sükût kesilip elmacığın sesini dinledi. Oğlu gurbete giden annelerin gözlerinden iki damla yaş daha düşüverdi. Elmacık bildi bunu, mahcup oldu. Sustu. Önce bir tarla faresine, ardından, çalılara güp güp eden minicik yüreğiyle sığınmış serçeye, sonra bir geleniye saldırdı atmaca. Diz boyu kar, bahçedeki cevizin dibinde bulduğum atmacayı hatırladım. Muhteşem bir hayvan. Avcı. Nasibi, kendinden daha küçük uçanlar – kaçanlar. Üç boğum tırnaklarının kelepçelediği hayvanın kurtuluşu yok. Hızlı, akıllı ve kanaatkâr. Daha geçen gün, çoluk – çocuk dutun altında bahçede otururken havada kopan ihtilâc ile belgesellik bir manzaraya şahid olmuştuk. Nereden kopup gelmişti bu atmaca da yavru güvercini kovalıyordu? Can ne kadar tatlıydı; açlık ne kadar gözükara ediyordu yüklendiği canı? Bir anda atmacanın pençeleri arasında kalıverdi güvercin. Bizler de donup kaldık. Sanki atmaca güvercini değil bizden bir parçayı yakalamış, salına salına gidiyordu. Nasibimize güvercinin savrulan tüyleri kaldı... Devamı

03 10 2011

Gayrı Tezahürlerim

Gayrı Tezahürlerim |  görsel 1

    Lehte, lehte işler gayrı tezahürlerim Ellerimde, ellerine su dökemez hünerlerim Ellerini çektiğinde, tuğlalarını dökecek edvar Artık köhne bir yerinde yaşayabilirsem Kulaktan dolma sevgiliyle., Ne âlâ Dört duvardan yoksun günlerin.., Azlediyorum aklımı., Şu çalan çıngıraklı çanlara inat İstifa tahayyüllerimde, üzerime sürülürken Üstü örtülü edebi, gaspa gelen Tam teçhizatlı, muharip bin at Sürünmek ne gam? Güneş ufka bürünürken İste., İstersen mahşere Tarih ver, gün ata.., Kıbleye yönlendirdim., Mektubu ve matbuatın istikametini Hafi hükmeder yüreğin., Biliyorum Sesli okudum diye, korku namazına kametimi Arından berceste oldun Feynan Ben o secdelerde göğsüne İnşirah diliyorum.., Öte yandan., Gözlerini gözlerimden alacaksan Bütün düşlerin zemini, bir avuç toprak İki nefes arasında, yokluğunu hissettiğimde Çekerim ellerimi nöbet yerinden Hemen ertesinde firakın İhrama giriyorum.., Çak bir kibrit! Gözlerimde bütün varidatı hakikat Ateş alsın şek şüphe hileli ne varsa Yansın öteki., Hayalî zaruretler Yine o ulaşılmazım., Bir tek., Dür-danem nurlansın.., Kurulmayan saadetin eşiğine Kaderin izin vermediği, sevdalar baş koysun Bundan sonraki zaman, asrı saadettir, belki., Aç kalbini., Açta ne kadar gönül fakiri varsa Toy görsün, yesin içsin Mabetten doysun.., Mehmet Sani Özel ... Devamı

03 10 2011

"Vuslat Vuku Bulduğunda Hala Oradaysa"

Vuslat Vuku Bulduğunda Hala Oradaysa |  görsel 1

      Beşeri aşkın elinde esir kalmış bir insan yani ben, ilahi aşk noktasında söz söylemeye yetkin değilim, bu yüzden sözü, beşeri ve ilahi aşk noktasında nefis bir analiz yapan Kemal Sayar'a bırakmak zorundayım. "Tasavvufi düşüncede kalbe verilen merkezi rol onu hem bilincin nihai merkezi, en içsel gerçekliği, hem de duyguların bir katalizörü olarak tanımamızı sağlamaktadır. Kalb usu aşan bir bilincin sağlayıcısıdır zira o Tanrı'nın arşıdır, bilgi de duygu da oradan neşet eder. Erdemli Şehir adlı yapıtında Farabi de kalbi organlar hiyerarşisinde en üste yerleştirir ve onun tüm diğer organlara buyruk verebileceğini ama hiçbirinden buyruk almayacağını söyler. Mutasavvıf yazar ve şairlerin us ve kalbi sıklıkla karşı karşıya getirmeleri ikisinin farklı hayat kiplerini imlemeleri dolayısıyladır. Us bize bilgi için gereklidir oysa kalb hakikat için çırpınır. Kalbi eksene alan bir yaşayış, eşyanın örtülerinin kaldırılması ve aşk üzere yaşayış demektir. 'Aşk bir yola koyuluştur' ve 'kalb, bu arayış esnasında soruların yeridir. Huzurun bulunmadığı yerdir. O, maşukuna ulaşıncaya değin sorularını sürdürür. Bir kararda durmaz. Maşukuna ulaşıp ulaşmadığını da bilmez. Onun içindir ya, arayışı sürüp durur.' Özdenören aşkın vuslat iştiyakından ve vuslatın imkansız halde bulunmasından doğduğunu yazar. Bizi etkileyen aşk öyküleri kuşkusuz vuslatın bir türlü gerçekleşemediği öykülerdir ama aşk bir manada sevgiliyle buluşma, sevgilide eriyip yok olma arzusunu da içermez mi? Aşkın kavuşamayışla gerçek kıvamını bulduğu yolundaki genel görüş, kanımca tartışılmaya muhtaçtır. Tanrısal aşk için bu önerme kuşkusuz açıklayıcı bir değer taşıyor ama 'romantik aşk' v... Devamı

03 10 2011

İşte "Sen!"

İşte Sen! |  görsel 1

      "Ben yaptım." "Ben çalıştım. Ben kazandım." "Ben bitirdim. Ben başardım." "Ben dua ettim; o yüzden oldu." Ben, ben, hep ben... Bilmez misin ki her şeyi Allah yapar; bizi de yaptıklarımızı da O yaratır. Attığımız zaman biz atmayız, Allah atar. Sıkıntıdan kurtaran, güldüren ve ağlatan O'dur. Nutku verip konuşturan da Yüce Allah. O yüzden "ne güzel konuştum" demek ne kadar anlamsızdır. Kalplerimizi O evirip çevirir. Dilerse kalbimize imanı sevdirir; dilerse inkarı. Rızkı veren, yediren içiren, şifa veren Allah'tır. Uyutan, uyandıran, uykuda çeviren de O'dur. Doğru yollarını Allah gösterir. Vicdanımız O'nun kalbimizdeki sesidir. Allah doğrularını bize vicdanımız yoluyla ilham eder; hep doğruyu işaret eder. Sabrı ve kararlılığı kalbimize Allah rapteder. Gücün tümü O'nundur. Rabb'i karşısında hiçbir güce sahip değilken neden büyüklenir, gururlanır ki insan? İlminden dilediği kadarını veren Allah... Serveti sana veren Allah... Güzelliğini veren yine Allah... Hiçbiri senin çabanla olmadı... O yüzden kendine benlik verme! Allah dilemedikçe biz dileyemeyiz. Eğer dileyebiliyorsak, dua edebiliyorsak, Allah dilediği içindir. Allah kaderimizde o duayı yaptırmaktadır ve dua gerçekte bizi kaderimizde var olana doğru yönlendirir. İmam Rabbani bu konuda, "Bir şeyi istemek, ona nâil olmak (onu elde etmek) demektir; Zirâ Allahû Teâlâ kabul etmeyeceği duayı kuluna ettirmez." der. Allah diler ve duamıza icabet eder. Göğsünde büyüklük isteği değil, Allah sevgisi ve korkusu olmalı. Nefis şeytanla birlikte; senin iyiliğini istemez. Nefsinle iyi geçinme, aksine ez! Nefsinin bencil isteklerini gözeterek yararsı... Devamı

18 09 2011

Kalbi Olanın

  Bir Hak dostu şöyle bir tavsiyede bulunur:   “Edimi’l-huzne alâ hayri’l-âhireh leallehü en yûsıleke ileyhi.”   Yâni: “Âhiret hayırlarına kavuşma adına hüzne devam...   Umulur ki hüzün sizi o nimetlere kavuşturur.” ve derler ki;   ''kalbi olanın hüznü de vardır''... yahut;   ''yalnız hüznü vardır kalbi olanın!''   Alıntı Devamı