fahl 18 Takipçi | 5 Takip
Kategorilerim

Şiir

Din

Deneme

Müzik

Diğer İçeriklerim (553)
Tüm içeriklerim
Takipçilerim (18)
25 07 2012

Rab Katında Sabah, Akşam Yoktur

Rab Katında Sabah, Akşam Yoktur |  görsel 1

 

 

Zaman, soyut bir kavram... Olaylar birbirine zincirlendikçe farkına varıyoruz onun. Kesintisiz, akışkan, belirsiz ve bağımsız. Hiç kimse hükmedemiyor, hiç kimse tutamıyor perçeminden. Zaman'a ilişkin mebde' (öncesizlik) nedir, maâd (sonrasızlık) ne, kimse anlamıyor. "Şimdi"yi yaşarken "geçmiş" veya "gelecek" diyoruz, ama bunu dediğimiz anda sözümüzle birlikte biz de "geçmiş" oluyoruz.

İlk insanlar gökteki cisimlerin hareketiyle ölçmüşler zamanı; gece, gündüz, ay, yıl diye ad vermişler. Kimisi daha o zamanlarda düşünmeye başlamış, acaba zaman yaratılmış bir şey mi, yoksa hep var olan bir şey mi diye. Kimisi ruhtan hemen sonra yaratıldığını söylemiş, kimisi ruhun varlığını, zamanın varlığına işaret saymış.

Yaratılan her şey zamanın içine atılır, bütün yaratıklar zaman ile mukayyet olur ve zamandan kurtulan veya dışlanan varlık için başka bir zaman kavramı düşünülür. Mekândan kurtulmuş bir zaman belki. Çünkü yaratıklar ancak bir mekân ile zamana yansıyabilir. Yaratıklar ve mekânlar bozulsa bile zamanın kendisi bozulmaz, akışına devam eder, asla durmaz... Bazen içinde bulunduğumuz acılar sebebiyle onun durduğunu zannetsek, hatta şairler "Durmuş saat gibiydi, durup geçmeyen zaman (Yahya Kemal)" deseler de o durmadan akar. Ağaçtan düşen bir yaprak, yanağımıza çarpan bir yağmur tanesi, bir gülümseyiş veya öfke, bize hep zamanı anlatır durur. Hayatın adını zaman koyarız bu yüzden, yaşadığımız her saniyenin çetelesini zamana yükleriz. "Geh gubâr-ı gam verir, gâhi sunar câm-ı safa / Âdemi gâh ağlatır geh güldürür devr-i zaman (Faizî)" Yani ki, akarken bazen keder tozlarını üzerimize serper, bazen esenlik kadehini avucumuza tutuşturur; bazen ağlatır, bazen güldürür. Biz bu halleri iyi kavrayabilmek için takvimlere, yıllara, mevsimlere, aylara, günlere hatta saatlere bölüp dururuz zamanı.

Oysa Allah onu anlara bölerek vermiş bize. Kıymetini bilelim, boşa harcamayalım diye. Biz arkadaşımıza randevu verirken yarın öğlen sularında, ikindi vaktinde gibi ifadelerle randevu veririz de Allah "Kulum, öğlen saat onikiyi onbir geçtiği anda buluşalım, akşam on yedi sıfır sekize geldiğinde tekrar buluşalım" diyerek randevu veriyor bize. Böylece günde beş kez bize zamanın kıymetini an cinsinden hatırlatıyor; ta ki zamanı iyi kullanalım, asla fırsatı kaçırmayalım. Efendiler Efendisi Hz. Muhammed de kıymeti bilinmesi gereken beş şeyi sayarken bunlardan üçünü zamanla ilişkilendirerek ihtiyarlıktan evvel gençliğin, meşguliyetten evvel boş zamanın ve ölümden evvel de hayatın (diğer ikisi fakirlikten evvel zenginliğin, hastalıktan evvel sıhhatin) değerini bilmeye vurgu yapıyor. Yani zaman o derece önemli ve kıymetli ki gafil olunmaya. Hani bir şair (Ezheri) ta XVI. yüzyıldan şöyle sesleniyor ya: "Fırsat el vermiş iken vakti ganimet bilelim / Ömrümüz hâsılını mihr ü muhabbet bilelim".

Modern çağ, artık vakti ganimet bilmekle alakalı hassasiyetlere ihtiyaç duyulan bir çağ haline geldi. Vakit nakittir sözü bunun materyalist ifadesine dönüştü ve eskiden nakit, maddi ve manevi kazancın tamamını anlatırken, artık yalnızca cüzdanlara girebilen kısmını ifade eder oldu.

Sözü uzatmaya gerek yok zannederim. Hepimiz biliriz ki zaman kıymetlidir. O halde akıllı kimse, ölmeden evvel zamana ilişkin hesabını gören, öldükten sonra işe yarayacak işlere devam edip diğerlerini terk eden kimsedir. Eskiler yine bir hadis-i şerife uygun olarak dört davranış biçimi ve meşgale için günü dört zaman dilimine ayırırlarmış: Birinci katmanda yaptıklarını ve yapacaklarını hesap, ikincide dünya kazancı için çalışıp çabalama, üçüncü çeyrek Allah'ı anmak ve kulluğa dair işler, dördüncüsü meşru olan dinlence ve eğlence. Eskiden bu dört tavır, zaman zaman günün eşit dört çeyreğe (altışar saat) bölünmesi şeklinde anlaşılmış, zaman zaman da şartların değişmesi ile biri diğerinin lehine feragat ve fedakârlık ederek (mesela çalışmaya on saat, tefekküre 2 saat gibi) uygulanmıştır. Müslüman toplumlarda her günün bu dört tavır ile geçirilmesi daima özendirilmiş, az veya çok, bu dört hal üzere insanlığımızı ve kulluğumuzu hatırlamamız önerilmiştir. Modern dünya bu dört tavrı üçe, dört zaman katmanını da üç dilime bölüp değerlendirmeyi yeğliyor ve çalışma süresi ile istirahat süresini sekizer saat olarak düzenliyor. Gel gelelim geriye kalan sekiz saatin nasıl harcanması gerektiğine dair bir kural koymuyor. Başıboş bırakılan bu üçüncü zaman dilimi ne yazık ki hem insanın, hem de insanlığın hastalanmasına, sancıların artmasına, savrulmalara ve zaman hesabını unutmalara sebep olmaktadır. İşte bu yüzden her yeni yıl insana yeni bir başlangıç sorumluluğu getirmelidir. O halde soru şu: Zamanı unutanlardan mıyız; yoksa hatırlayanlardan mı? Onu tüketiyor muyuz, yoksa üretiyor mu? Hesabı sorulduğunda cevabımız olumlu mu, yoksa olumsuz mu olacak?

Unutulmasın; zaman vebaldir ve Rab katında gece yahut gündüz yoktur!..


İSKENDER PALA

69
0
0
Yorum Yaz