03 10 2011

Bugün Yeni Bir Gündür Cancağızım

    Tarlaya gittim bugün. Buğday ekili. Sadece buğdayları seyretmekti muradım. Boğazı seyrediyor gibi oturdum, uzun uzun seyrettim tarlayı. Başları tevazû ile eğili başaklar, rüzgarla eğilip doğrulan başaklar… Bir cigara tellendirdim. Başımın üzerinden “acelesi varmış da çabucak oraya ulaşmak istiyormuş” seriliğinde güvercin kafilesi geçti. Kayaların üzerinden ilgisiz bir bakış fırlattı kartal. Kartal, bismillah diyerek açtı kanatlarını. Günün ilk ışıklarıydı daha. Daha mahmurluğunu ve gecenin ayazını üzerinden atmaya çalışıyordu kertenkele. Elmacık derin bir nefes çekti, nefis bir senfoniye başladı. Dağ-taş, tarla-yaban sükût kesilip elmacığın sesini dinledi. Oğlu gurbete giden annelerin gözlerinden iki damla yaş daha düşüverdi. Elmacık bildi bunu, mahcup oldu. Sustu. Önce bir tarla faresine, ardından, çalılara güp güp eden minicik yüreğiyle sığınmış serçeye, sonra bir geleniye saldırdı atmaca. Diz boyu kar, bahçedeki cevizin dibinde bulduğum atmacayı hatırladım. Muhteşem bir hayvan. Avcı. Nasibi, kendinden daha küçük uçanlar – kaçanlar. Üç boğum tırnaklarının kelepçelediği hayvanın kurtuluşu yok. Hızlı, akıllı ve kanaatkâr. Daha geçen gün, çoluk – çocuk dutun altında bahçede otururken havada kopan ihtilâc ile belgesellik bir manzaraya şahid olmuştuk. Nereden kopup gelmişti bu atmaca da yavru güvercini kovalıyordu? Can ne kadar tatlıydı; açlık ne kadar gözükara ediyordu yüklendiği canı? Bir anda atmacanın pençeleri arasında kalıverdi güvercin. Bizler de donup kaldık. Sanki atmaca güvercini değil bizden bir parçayı yakalamış, salına salına gidiyordu. Nasibimize güvercinin savrulan tüyleri kaldı... Devamı

19 06 2011

Sevgiliye

        MİHRABIM!…   Mihrabım’a uğra saba yeli,huzuruna varıp edeple,selamımı ilet,heceler yarım yamalak,heyecanlar salkım saçak… ‘’Ant olsun kuşluk vaktine…’’,kuşluk vakti onun gönlündeki vahyin ışığıdır,ve ışıklar nurunun aşığıdır. ‘’Geceye ant ederim ki…’’,O’nun saçlarını kıskanmaktan gecenin bağrı yanık;gece yarısı hasretle uyanıktır. ‘’Güneşe ant olsun…’’ondan daha kutlu bir faniyi hiç izlemedi ve yer ondan daha kıymetli bir hazineyi hiç gizlemedi. Ahmet!…gönüller gıdası,ruhlar şifası…gözlerin feri,şerefin zaferi…dudağının değdiği bir güle bin can feda Ahmet,eline değmiş bir ele cihanca cihan feda! IŞIĞIM!… Göz kırpasıya Burak’ınla vardığın yere bin yılda varamazken berk uran melekler,nasıl aşkına dönmesin zeminler ve zamanlar,nasıl tutulmasın burçlar ve felekler. Sen var iken kıblem,gök ile yerin arasında hangi varlığa adansın ya emekler,ya hangi renk ile iltica etsin çiçekler? Cemalini gören aşık,görmeyen aşık iken nurun,gamzene rüyada olsun ermesin mi tennure kelebekler? GÜNAYDINIM!… Tohum versen de bize mahsul olabilseydik,kanat olsan da bize katına varabilseydik. şarkıların ürperdiği şebnem avuçlarında Medine rüzgarlarının ışıltılı kumlarınca yanabilseydik,sana kanabilseydik. bir kez olsun aşkınla döktüğümüz gözyaşlarından abdest alabilse ve denizine ve bir kez olsun dalabilseydik,ya denizinde kalabilseydik. Himalayalar kadar kara yüzümüzü kara yerlere salabilseydik;bağından razıye ve marziye ilhamlar alabilseydik! SEVGİLİM!… Kutlu gelişine yüz bin selam olsun,sen aydınlık içinde aydınlık,sen açıkl... Devamı

13 05 2011

Aşk ki..!

    Aklı, sisli olanların aradığı huzurdur, Aşk Vicdanından kan sızanların özlediği bağışlanmadır, Aşk Gözlerden dökülen incilerin sarrafıdır Aşk ... Gurub vaktinin kızıllığında, genişlediği anlaşılır ya Feza kara deliklerinde ölü gezegenler yatar ve ak deliklerinden canlılık sunan enerjiler salınır böylece anlaşılır ya kâinatın da kıyameti Aşkın ihsanı budur işte...   Mazlumların gözlerindeki umut ışığı yeniden yandığında diğerleri demekten vazgeçip sınırlar kaldırıldığında, açgözlülük prangasının körelttiği hayallerin tohumları sevgi toprağında yeniden filiz verdiğinde zalimler susturulup yaşayanlar mutlu olduğunda, yarından umutlu olarak... Şehidler akan kanlarıyla abdest alıp, şükür namazları kıldığında Aşkın kudreti budur işte... Aşk, ekmek fırınından yayılan taze ekmek kokusudur sabahları çıkarsız paylaşabilmektir, kaldırımda yatan özgür ruhlu canlılarla ekmeğini yarı yarıya... Aşk'ın emaneti olduğunu hissederek vicdanında. Aşk, duyulmayan seslerden, gönül kulağına ayet ayet ilâhi kelâmın akmasıdır... ilâhi kelâmın, kutsal tınılarının çıktığı perdelerden yaratılan âlemin, eksiksizliğini anlayınca kalbimizde Aşkın eksiksizliği budur işte...   Şafak vaktinde uyanan işçinin önüne konan bir tas çorbanın işe giderken harçlık bırakabildiği evinin huzurudur Aşk. Ortalıklarda gezen özgür hayvanların başının okşanırken kendi lisanında ettiği duanın, nimetidir Aşk... Önyargılarından ve hırslarından kurtulmuş Tebessüm eden vicdanlı insanlar doldurduğu zaman dünyayı Namazı muhabbet, orucu terbiye bilip, vakti gelen ezanın Müezzinin saba, uşşak, rast, segâh ve hicaz makamının nefesiyle Kalbin odalarını kapı kapı dolaşarak Ciğerlerinden kebap koku... Devamı

13 05 2011

Aşk Üç Harftir: 'A'yın, 'Ş'ın, 'K'af. "A

Aşk Üç Harftir: 'A'yın, 'Ş'ın, 'K'af. A |  görsel 1

       Biz bu dünyaya üç harfin mahrecini çıkarmaya geldik… Ayın Şın Kaf = Aşk” Aşk…   “Sen” tahtına kim oturmuşsa onun adıydı... Ödenilen bedellerin ismiydi... “Şunu yaptım. Bunu yaptım” dedikçe kanayan yanımızın acısıydı... En kaygan yanından yürümekti kalbin düştükçe vazgeçmemek her düşüşte bir daha yenilenmekti...   Yüreği çatlatan en derin nefesti... Sukutun sesiydi o... Aşk...   İçimizin en garip telaşıydı... Tanıdık bir isimdi... Kişiler adedince yaşanmışlık taşıyan bilinen ama bilindikçe unutulan yanımızdı...   Sonu hüzünlü biten masalların en zalim kahramanı iken aynı anda en acınan taraftı...   Torbasında tek isimle gelen bir ömür o ismi tekrarlatandı... Klasikleşmiş bir şiir gibi her an yenilenen yenilendikçe çoğalandı... Hayatın nefes almaktan ibaret olmadığını öğretirken bir gözleri ahuya zebun edendi...   Bütün “sen”li anları toplatıp “işte hayat bu” dedirtendi... Aşk... En mahrem yerden çizilip en utangaç yanımızdan sınıyordu... Bencilliği unutup “sen” vadilerinde koşturuyor... Ertesiz bırakıp dünlere prangalıyordu....   Tüm mevsimleri değiştirip; zemheride yaz yazda karakışa dönüyordu... Şikâyet ettikçe de acıtıp gülün dikeni oluyordu... Her geceye bir isim kazıyor her sabaha o ismin kırıklarını seriyordu... Aşk...   Yalnızlığın peçesini açıyor acılarla yüz göz ediyordu... Dile kadar gelip yutkunulan kırgınlıkların tadı oluyor... Yürekte kekremsi bir tad bırakıyordu...   Bu halinden hiç şikâyet e... Devamı

10 05 2011

O'ndan Gayrı

O'ndan Gayrı  |  görsel 1

    Ben bir fert olarak imana ve Kur'an'a hizmet yönüyle Allah'a hamd ederim ki, Cenab-ı Hak önemli vazifelerle şereflendirdi. Ben mahiyetim ve maddem itibarıyla hiç ender hiçim. Fakat bu hiçlikte Allah farklı varlık cilvesi lütfetti. Allah bazen mücrim bir kuluna da değişik lütuflarda bulunabilir. Nitekim öyle yaptı ve nadide bir cemaatle beni hemhal kıldı. Ben bu yönden kendimi dünyanın en bahtiyar insanlarından sayar ve "Allah, zavallı bir insanı tuttu, nezahetle yaşayan, hizmet etmeye namzet insanların yanına getirip koydu." derim. Ben işte buna aşağılık duygusu demiyorum. Madde ve mahiyetim itibarıyla Rabb'imin nazarında kirli bir damla sudan ibaretim. (Bkz. Târık, 86/6) Buna rağmen halk şayet beni büyük sayıyor ve tebcilde bulunuyorsa, bu hususta yanılmış olabilirler. Ama kendi zaviyemden ve bakışım açısından ben hep böyle düşünürüm. Halk, düşüncesinde ve verdiği hükümlerde yanılmış olabilir. Bu noktada da çok korkarım ve korkmam da lazım, sonra da Efendimiz'in dediği gibi, "Rabbim beni halkın nazarında büyük, Senin nazarında küçük eyleme" derim. Halk, bir insanı büyük görebilir. Ancak ben, nezd-i ulûhiyetinde boyum ne kadar ise o kadar ve onun da altında görünmek isterim. Bugün el üstünde tutulan fakat yarın ayaklar altında bir merkub bile olamayacak hale düşmektense, "Doğrusu onlar hayvanlar, davarlar gibidirler, hatta onlar yolca yöntemce daha da sapıktırlar." (Furkan, 25/44) sırrıyla mahkeme-i kübrada o duruma düşmektense, burada kat kat hatalarımın cezasını çekmek veya Senin namütenahi affına sığınmak isterim. Vahşi'yi bağışlayan, onu sahabi olmak şerefiyle serfiraz kılan o engin rahmetine iltica ederek ve Sana sığınara... Devamı

10 05 2011

Kayıp Gönül

Kayıp Gönül  |  görsel 1

Dünyalar güzeli Yusuf'a sordular: - Ey Zeliha'nın gönlünü alıp onu perişan hale koyan. O senin yüzünden acze düştü de derdine derman olmadın; hasta bıraktın onu. Gönlünü kaptın ve geri vermedin. Geri versen ne olur; sen buna kadir değil misin? - Ben onun gönlünü çelmedim. Ne onun bana gönül verdiğinden haberdarım, ne böyle bir kastım oldu. Onun gönlüyle bir işim yoktur benim. O dostlar sonra Zeliha'ya sordular: - Yusuf senin gönlünü nasıl çalmıştı? Dosdoğru söyle bize; gönlün sendeyse ve Yusuf'tan gönül istiyorsan bu, naz yapıyorsun demektir. Zeliha yeminle söyledi: - Bedenimdeki her kıldan gönlüm habersiz. Neden ve nasıl âşık oldu, âşık olunca nereye gitti, bilmiyorum. Sonra o dostlar düşündüler: - Gönül Yusuf'ta değil ama Zeliha'da da değil. Ne biri gönül almış, ne diğeri bir gönle sahip!.. Peki ama nasıl kayboldu bu gönül, nereye gitti? Bu bir sihir değilse nedir? * Peki o halde neden sormuyoruz: Kendi gönlünden haberdar olmayan kişi nasıl olur da başkasına yol bulabilir? Yüz sürer dâmânına bir gün Züleyha-yı ümîd Sen heman ey Yûsuf-ı mısr-ı melahat ağır ol Laedrî Ey güzellik ülkesinin veya (Mısır'ın) sultanı!.. Eğer sen ağır(başlı) olursan, elbette bir gün ümit Zeliha'sı senin eteğine yüz sürecektir. * Alıntı  ... Devamı

01 05 2011

Hayat İlkeleri

  İdare edilecek 3 şey : Dilimiz, huyumuz, haraketlerimiz. Sevilecek 3 şey : Cesaret, nezaket, yardım. Nefret edilecek 3 şey : Kin, kibir, nankörlük. İstenen 3 şey : Sağlık, dostluk, huzur. Uğrunda savaşılacak 3 şey : Şerefimiz, evimiz, memleketimiz. Düşünülecek 3 şey : Hayat, ölüm, sonsuzluk İnsanı mahveden 3 şey : Cesaretsizlik, gurur ve öfkedir. Hayatta bir kez gittiğinde asla geri dönmeyen 3 şey : Zaman,Sözcükler ve fırsattır. Hayatta hiç bir zaman kaybedilmemesi gereken 3 şey : Barış, umut ve dürüstlüktür. Hayatta en değerli 3 şey : Sevgi, kendine güven ve arkadaşlardır. Hayatta hiç emin olunamayacak 3 şey : Düşler, başarı ve zenginliktir. Hayatta insanı geliştiren 3 şey : Çok çalışma, samimiyet ve başarıdır. ALTIN KURALLARI *Göğün her yerde mavi olduğunu anlamak için dünyayı dolaşman gerekmez. * Bak,aynı zamanda da baktığını gören ol. * Geldiğin zaman boşluk dolduran değil,gittiğin zaman yeri doldurulamayan ol. * Her duyduğuna inanma,elindekinin hepsini harcama ve istediğin kadar uyuma. * "Seni seviyorum"derken inanarak söyle. * "Özür dilerim"derken karşındakinin gözünün içine bak. * Asla başkalarının hayalleriyle dalga geçme. * Derinden ve inançla sev. * Kırılabilirsin belki ama başka türlü de hayatını tam yaşayamazsın. * Anlaşmazlıklarda dürüstçe savaş. * İnsanlar hakkında konuşulanlara inanıp onlar hakkında karar verme. * İnsanları yargılarsan,onları sevmeye zamanın kalmaz. * İnsanlara beklediklerinden fazlasını ver ve bu işi yaparken kibar ol. * Yavaş konuş,ama hızlı düşün. * Eğer biri sana cevap vermek istemediğin bir soru sorarsa gülümse ve "neden bilmek istiyorsun?"de. * ... Devamı

22 04 2011

Ey Züleyha

"RABBİM, Fattah-ı Kerem olansın, iyilik etmesini sevensin ve dahi kapalı olanı açansın ki kalbimin kapısını aç ki Zûleyha kuyusundan çıksın." Ey Zûleyha ... Sevdasını yüreğine katık eden sevgili... gözlerinden gelen yağmurla yüreğindeki ateşi söndürmeye çalışıpta her damlada bin yürek yakan... "Ben su serptikçe senin alevin artacak, sendeki ateş arttıkça ben daha çok yaş akıtacağım" Sen ki suretin güzeline bir sınav oldun... O ki sana cennet vesilesi.... Ömrün ki Yû'suf ila aslına bürünmüş, gerçeği bulmuştu ki gelmiş ve geçmiş en gerçek sevdayı yaşamıştı... "Zûleyha ki Leyla'dan, Aslı'dan, Şirin'den, Zühre'den ve hatta Zahide'den sahici..." Sabrın sevgiliyi getirdiğinin en açık kanıtı değil misin? Sevgiyi dilde yaşatmak kolay ve gerçekten uzaktı.... oysa sen sevgiyi önce yüreğinde yaşadın öylesine büyüttün ki kaldırmadı küçücük görünen ama kocaman olan o yüreğin sonra göklere saldın Rabbine ulaştın Ey Zûleyha ... Gör Zûleyha ... Bil Zûleyha ... Senden yüzyıllar sonrasında yaşıyoruz. İnsanların küfrünün ve azgınlığının her geçen gün arttığı bir dönemdeyiz... Sokaklarımız ölü kaynıyor, insanlar kokuşmuş ruhlarıyla geziniyorlar... kim kimi sevdiğini bilmeden yürüyor sokaklarda... aşk sözleri her ağızda herkese söyleniyor... sevdayı sadece beşeri -bedeni- yaptılar... ki seni bilen şunu da biliyor ki bu insanların yaşadığı sevgi değil!! İnsanlığın olmadığı bir yerde Aşk nasıl yaşasın ki... kendini bilmez olan insanlar sevgiyi nasıl bilsinler ki... sevmek yok olmak değil aksine var olmaktı... varlığın olmadı y... Devamı

17 04 2011

Selam Sana Ey Aşk Mürebbisi

“Kişi sevdiği ile beraberdir.” Ak yüzünü gördüm önce hayallerimde katmerli bir gül endamıyla. Ve tutamadığım ellerine takıldı gözlerim asırlar öncesinden nurlu izdüşümüyle… Çocukluğun düştü aklıma düş tadında düşüncelerimde… Kıskandım, yalınayaklarına dokunan sıcak kum tanelerini. Sütkardeşinle oynayışını seyre daldım mahrumluğuma iç çekerek. Uçurtma niyetine baktığın buluta takıldı parmaklarım… Çocukluk ve gençliğindeki yetim ve öksüzlüğünün hüznü sardı yüreğimi aniden. Denizde kum tanesinin, dağlarda kır çiçeğinin yalnızlığıyla sermestleşen duygularım yürümekte zorlandıkça sendeledim hayatın kucağında. Her adımda ıstırap, her adımda düş kırıklığı, her adımda derin bir içlenmeyle nefeslendim. Haykıran yankının müşfik kollarına sığınma özlemiyle tutuşan düş kaçkını düşüncelerle süzüldüm inanç limanına. Anlamsız ne varsa anlamlandırmak istercesine takipteyim sensizliğimi dağların doruklarında, okyanus diplerinde. Gözlerimdeki sağanak yağmur, özlemin sinesine damla damla dökülen bir derya gibi seni haykırıyor kulaklarıma. Kederli bakışlarımın kirpikleri sırılsıklam… Sensizliğin gökyüzünde bir yıldız ne kadar mutluysa kimsesiz düşlerin kucağındaki hayallerimle ben de o kadar mutluyum. Ve acı bal kıvamında tatlar isyan ediyor peteklerine. Hangi yöne baksam aşk yorgunu gözler, hangi yöne baksam can kırıkları. Nûrunla dinleniyor gözlerim… Derman oluyor gönül örselenişlerime mucizelerin. Acizliğin aczinde, çaresizliğin çaresinde bataklığa saplanmamak için muhabbetine tutunuyorum. Başkaldırı havasında bir seslenişle ... Devamı

17 04 2011

Yağmur’a Zeyl Bir Damla

Yağmur’u ve şairi Nurullah Genç’i yâd ederek… Vâredenin adıyla insanlığa inen Nûr’dan bir bâd-ı sabâ dokundu gönül iklimime… Bir “Yağmur” indi kalbimin semavî tepelerine… Nûr’dan ve Yağmur’dan sonra, damlalara dokunan bir kalem olsaydım dünya sayfasında… İçimden geçen can ipliğinin karasıyla yazsaydım bu ilâhî aşkı… Bir yağmur damlası mürekkebim olsa ve ben yağmur yağmur dolaşsaydım âlemin mavi sayfalarında… Yağmur, seni bekleyen bir taş da ben olsaydım. Bir dürr-i yektâ bulsaydım kalbimin sâdefinde… Nisan yağmuru gibi düşseydin içime ve ben acıyla pişerek nâil olsaydım bu inci güzelliğine… Yâr ve nûrsun, Yağmur… Asırlık arzumsun… Taştan kalbime ince ince yağmurlarla, inci inci nûrlarla düşseydin âhh… Bir taş da ben olsaydım. Çölde seni özleyen bir kuş da ben olsaydım. Dolaşsaydım bir muhacir gibi kutlu yolunun içime uzanan çöllerinde… Güllerinde akan terlerinde bir göl serâbı görseydim ve bir bülbül gibi başında bitseydim. İçseydim kana kana Yağmur… Çöllerde yorgun düşen kanadımla, çırpa çırpa kanattığım kanadımla, damlalarına eğilsem ve kana kana içseydim Yağmur… Bir kuş da ben olsaydım. Dokunduğun küçük bir nakış da ben olsaydım. Renk renk, desen desen… Senin dokunmanla çiçek açar kumaşım; bahar gelir fakîr hırkama, âhh bir gülümsesen… Sen yâr ve nûrsun, Yağmur… Asırlık arzumsun… Damla damla insen gönül kumaşıma ve gül motifleri işlesen nakış nakış, gül kokulu parmaklarınla… Bir n... Devamı

14 04 2011

Gönül Gözü Görmeyen,Can Gözünü Neylesin!

'Güzel bakan güzel görür,güzel gören hayatından lezzet alır' ne de güzel ifade etmiş mevlana... Yüce kudret her insana görmesi için göz vermiş.İnsanın aklına göz olduktan sonra herkesin kolaylıkla görebileceği geliyor.Evet,göz olduktan sonra herkes görebilir elbette.Fakat,görmek için sadece bakmak yetmez. Herkes herşeyi göremeyebilir.Herkesin gözünde perde vardır ancak,kimileri de var ki öyle güzel şeyler görürler ki hayretler içinde kalırsınız. Görmek için bakmaya gerek yok. Gönül gözü dediğimiz şey bu noktada cümlemizin taa içine kadar gelip oturuyor başköşeye. Peki gönül gözü nasıl oluyor? Adamın biri,ilk defa gittiği küçük bir kasabada şaşkın şaşkın dolaşırken yol kenarında duran bir arabanın yanına sokulmuş ve arka koltukta tek başına oturan kız çocuğuna;ben buraların yabancısıyım,demiş.Parkın hemen yanı başındaki fırını arıyorum yakınlarda olduğunu söylediler,demiş.Küçük kız,arabanın penceresini iyice açtıktan sonra: -Ben de buraya ilk defa geliyorum,demiş... Ama sağ tarafa gitmeniz gerekiyor herhalde.Adam, küçük kızın da yabancı olmasına rağmen bunu nasıl anladığını sormuş ister istemez.Kız,ıhlamur çiçeklerinin kokusunu almıyor musunuz?diye gülümsemiş. Kuş cıvıltıları da oradan geliyor zaten.-İyi ama,demiş adam.Bunların tek bir ağaçtan değil de partan gelmediği ne malum,demiş. -Tek bir ağaçtan bu kadar yoğun koku gelmez,diye atılmış kız.Hem biraz derin nefes alırsanız fırından yeni çıkmış ekmeklerin kokusunuda alacaksınız. Adam gözlerini hafifçe kısarak denileni yaptıktan sonra cebinden bir kağıt para çıkartıp teşekkür ederken farketmiş kızın aslında kör olduğunu... Devamı

14 04 2011

Yaşamın Ayaklar Altına Kaçtığı An..

Umut; kaybedilmekten korkulan hayatın içli mavisi…Toplu, karma duygular bütünü bir varlığın feryadına derman, gönül yarası çeken ruhların sığınağı, mavi-pembe rüyaları, yarına dair hasretlerin ikametgah adresi; umut…! Acılı kıvranmalara göğüs gerebilme yürekliliği, yarına hayat aşırma telaşesi, umut…! Küllerinden inşa etmek kendini yeniden, yarına sürüyebilme yüreklerin hayallerini, hiç endişe taşımadan… Umut; dedenin torununa gelecek düşlemesi, fidelerin yağmur dualaşması, hasretlerin vuslata gebeliği üzerine pembe rüyalar görmek, yağmur biriktirmek kurak insan coğrafyalarına, dualar saçmak kapkara Ummanlara, geçmiş de bırakıp kederi, ebede taşıyabilmek sevinçleri ve daha… Sevgi; hayata pamuktan ipliklerle bağlanmak yerine, şeritleri yüklenen gönüllerin azığı; sevgi… Yaşayabilmenin öbür adı belki de… Papatyanın beyazı, göğün mavisi, hayallerin pembesi ondan alır özelliğini/ güzelliğini… Gönlün O’na yolculuğunda vazgeçilmez arkadaşıydı hep… Ama gönlünü aşağılarda tutardı çoklar üzerinden geç(ebil)sin diye… Gönlün ihanetine uğrayacağını hiç düşünmeden/ kuşanırdı güzelliğini… Kimseler umurunda mıydı bilmiyordu ama kimilerinin olmazsa olmazıydı bunu çok iyi biliyordu… Aşk; gözün görmesi, aklın bilmesi, dilin tat haberlerini servis etmesi, gönlün şarkılar mırıldanması hep bu kanaldan yayın yapar da kimseler fark etmez… Umudu sevgiyle yoğurup çoğaltınca doğan bir bebedir belki ama anne babasından daha etkilidir. Bazen terbiyesini takınır; her şey yolunda gibidir bazen de çok şımarır ki kimseler gör&... Devamı

14 04 2011

Söz Sükûta Değince..

“Hayata karşı işlenen bir günah varsa,bu günah,hayattan umut kesmekten çok,başka bir hayat umup bu hayatın muhteşemliğini gözden kaçırmakta yatar.” diyor Albert Camus. Bu sözün altına not düşüyor Kemal Sayar, “İnsan anlam arar…” Anlam lafzını duyar duymaz inşirah ortamı canlanıyor zihnimde, o dağınık gardıropta her libas yerli yerine çekiliyor o an, tertemiz oluyor o küçük kutu. Yazılan her kelime için bir sessizlik köşesi ayrılıyor anında, anlam gelince, her harf nefes nefes çekiliyor elifba sına.Alınan her nefes iki katı sürede verilemez oluyor,tıkanıp kalıyor hıçkırıklar sahibinin boğazına.Yaşanılası her anda, gösteriyor kendini sessizlik… Söz sükut hanına uğramayınca, yitiriyor anlamını ruhani boşluklarda.Sahipsiz bir sarkaç gibi asılı kalıyor arzın ıssız köşelerinde adeta.Kurulan hiçbir cümle derde derman olmuyor,söz’ü sükut hamurunda mayalamayınca. Sessizlikte demlenince, rengini buluyor sanki her kelam,kendisi için ayrılmış her bölmede ebedi bir saadete varırcasına,tebessümle… ‘İşte tam da böyle söylenmeliydi söylenmeye dair ne varsa…’ diyor adeta her kulak misafiri… Gönülden gönle akıyor o an anlatılmak istenen,bir cümle kalıbından sıyrılıp bir dokunuşa dönüşüyor sanki ve bazen parmak ucunla dokunduğunda hakikate,sıkı sıkıya kavramaktan daha yoğun bir huzur bırakıyor gönülde… Hatıralarını unutuşla soldurduğuna inanan hayatlara inat,sükutla canlanıyor hem mazi hem ati...Gözle görülmez köprüler kuruluyor aralarına ve öyle bir hüküm sürüyor ki sükut,başka hiçbir kelama yer kalmıyor sanki. Kalpler sükuta... Devamı

12 04 2011

Kalpleri Hizaya Çekmeli

  Kendi rüzgârında savrulan ve üstündeki kara bulutları savuşturan bir kalple çıkmalı yola. İleriyi görmek için, adım adım yaklaşmalı öteye. Öteler ki, sağlam bir kalbin yanında, esaslı duruşlar da istediğinden, her zaman sahih bir kalple çıkmalı meydana. Bir hüznü yaşamak için, birilerinin ölmesini beklemek, kendi ölümümüze de yaklaştırır bizi. Her ölüm biraz daha hesaba çeker kalpleri. Ölümü beklemeden yürümek, ölümsüzlük şerbeti sunar yüreklere. Bir eser bırakmalı ardında. Görenlerin içine değecek bir eser bırakmalı. Bir taş daha koymalı temele. Ölümsüzlük o zaman adımıza yakışır biraz da. Erdem Beyazıt’ın dediği gibi: “ Ölüm bize ne uzak bize ne yakın ölüm / ölümsüzlüğü tattık bize ne yapsın ölüm./ Tolstoy der ki: “ Söylediklerimin yankı bulmadığını gördüğüm an, dilim tutulur benim.” Yankısı kendisidir insanın, taşıdığı kalptir. Yere sağlam adımlarla basmak için, adımımızı ağır atmalıyız yere. Öyle ağır olmalı ki duruşumuz, sıradan rüzgârlarla sallanmamalı gönül tahtımız. Yankısı kendisidir insanın. Zikri ile fikrinin birleşmesidir. Elindeki sigarasıyla, hastasına sigaranın zararları hakkında telkinler veren doktorun tutumu ile; yaş kemâle erdi diyerek kitapları tozlu raflarda bırakıp öğrencilerinden kitap okumalarını isteyen muallimin tutumu aynıdır. Söylemler fiiliyata yansımazsa, sözlerinin yankısında kaybolur insan. Dolu dolu yaşamak, bir iyi niyet hareketidir. Niyet ki, rahmana sunulan bir arzuhaldir. Yağmur duasına çıkmadan yağmur beklemek, boşa kürek sallamanın postmodern ifadesidir. Yeniden başlamak aslında, yeni doğan günle birlikte. Yeniden acemi adımlarla ama ye... Devamı

12 04 2011

Mahşerin Üç Atlısı

Övmeyi seçti. Kısa sürede sevdi. Zamanla bildi. Sabah erkendi. Yoldan geldi. Odasına geçti. Sözcükleri çoktu, cümlesi yoktu. Yüreği bulaşık, aklı karışıktı. Kalın dudakları, büyük bir ağzı, uzun dili vardı. Yüzü yoktu. Pazarlamacıydı. Uyudu, uyanmadı, öyküsü bulunmadı. İnsanlar tuhaftı, şaşkın şaşkın bakınıyorlardı. Eksikliği hissediyor, adını koyamıyorlardı. Bu yüzden şaşkınlardı, bu yüzden tuhaflardı. Evden çıkarken bir şeyleri unuttuğunuzu hissettiğiniz halde unutulanı hatırlayamamak gibi bir duyguydu yüze vuran. Gergindiler biraz da somurtkan. Önce “Allah Allah!” dediler kafalarını eğerken, parmakları saç diplerini ellerken. Sonra “ Hayırdır inşallah!” dediler yaşamaya devam ettiler. Bir seni vardı. Yüzlerde güller açtırırdı. Kendine dikeni kaldı. Övünmeyi seçti, kısa sürede sevdi, zamanla bildi. Geceydi, arabasına bindi, yola gitti. Cümlesi çoktu, sözcükleri yoktu. Burnu yukarda, aklı havadaydı. Geniş bir çenesi, iki de burun deliği vardı. Gözleri yoktu. Işığı göremedi, geriye dönmedi. İbret öyküsü olarak anlatıldı. İnsanlar rahattı. Varlığında önünde eğilen başlar, yokluğunda dikliğin keyfini çıkardı. Karşısındakine acizlik hissi veren gücü bir tehdit, haddini bildirememenin verdiği eziklik bir dert değildi artık. Bir beni vardı, dağlar kadardı. Altında kaldı. Övülmeyi seçti, kısa sürede sevdi, zamanla bildi. Akşam vakti camiye girdi. Abdesti gitti, seslice “ Allah” dedi, gerisini getiremedi. Dilsizdi. Küçük bir ağzı, kepçe kulakları vardı. Gönlü büyük, kafası dardı. Hep verdi, gerisi gelmedi. Bir dikili ağacı kalmadı. Gelen götürdü, götüren getirmedi. Bu y&uu... Devamı